Karar gazetesi, bugün Almanya merkezli Deutsche Welle (DW) televizyonunun ‘Çin’in Doğu Türkistanlı Müslümanlara uyguladığı zulüm’ iddiasıyla yayınladığı haberi okurlarına aktardı.

Haberde, “Çinli yetkililerin toplama kamplarında asimile etmek için tuttukları Müslüman azınlığa, 75 suçtan oluşan bir liste verdiği ve tutsakların bu suçlardan birini zorla seçmeye zorlandığını ortaya koydu” ifadeleri yer alıyor.

Türkiye’deki Amerikancı muhalefetin yayın organlarından olan Karar gazetesi, Çin’in Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ne ilişkin çok sayıda haber yayınlıyor. Ancak, konuyla ilgili haberlerin –gerçek anlamda- hiçbirinde iddialara ilişkin elle tutulur bir kanıt bulunmuyor.

Son olarak yayınlanan bu haberde de aynı durum söz konusu. Çin konusunda yanlı ve yalan haberleriyle ünlü olan DW’den aktarılan ve herhangi bir kanıt olmadan, isimsiz ‘tanıklıklara’ dayalı olarak hazırlanan bu haber, akıllara “Bozacının şahidi şıracı” sözünü getiriyor.

Peki, bugüne kadar Çin medyasından konuyla ilgili yapılan haberlerde, ‘İsim vermeyen Uygur vatandaşı’, ‘konuyla ilgili konuşan bir kişi’ gibi başı sonu belirsiz, asla kanıtlanamacak ifadeler gördünüz mü?

Ancak, batı medyası ve onun Türkiye’deki sözcülüğüne soyunan Karar gazetesi, bu tür yalanları ısrarla tekrar ediyorlar. Zira onların tam olarak istediği de bu. Kanıtlanamayacak, kanıt isteyenin ‘vicdansızlıkla’ suçlanacağı bir ‘gazetecilik’…

Bu kuruluşların haberlerinde sözde tanıklar adına çizdiği ‘ağlayarak anlattı…’, ‘gözyaşlarını tutamadı…’ profili, insanların vicdanlarına oynamak için oynanan çirkin bir oyun. Ve yine aynı şekilde, ne hikmetse(?) sürekli ortaya atılan Kuran okumak, dua etmek gibi dini faaliyetlerin engellendiği iddiaları da din istismarcılığının ibretlik bir sonucudur.

Öyle bir yalan sistemi kuruyorlar ki, en ufak bir soru işaretini ya ‘vicdansızlık’, ya ‘din düşmanlığı’, ya da ‘insan haklarına önem vermemekle’ suçluyorlar. Konuya ilişkin en ufak bir somut kanıt istendiğinde ise “Çin kapalı toplum, kampları göstermiyor” diyerek söyledikleri her yalana sorgusuz sualsiz inanmamızı istiyorlar. (Çin yönetimi ise bu esnada yeniden eğitim merkezlerinden açık görüntüleri, açık kimlikli tanıkların ifadelerini paylaşmaya devam ediyor.

Yapılan saldırılar, bu kurumların ve onları savunanların insan hakları savunucusu değil, usta manipülatörler olduğunu gösteriyor.

Biz gerçekleri kısaca söyleyeylim. Çin’de, inanç değil, inancın toplumsal hayatı belirlemesi yasak. Tanıdık bir deyişle, din ile devlet işlerinin karıştırılmasının cezai yaptırımları var. Bunun yanında, çocukların okul yerine Kuran kurslarına gönderilmesi, birden fazla kadınla evlenmek, izinsiz dini eğitim veren kurumlar açmak ve yayınlar yapmak da cezai yaptırımlar içeren yasaklar arasında.

Saydığımız bu maddeler bir yerden tanıdık geldi mi? Daha açık konuşalım, Türkiye’de birden fazla kadınla evlenmek serbest mi? Çocukları illegal din kurslarına yazdırmak yasal mı? (Daha geçen hafta Kuytul ve cemaatine operasyon düzenlendi).

Asya toplumlarının ayağa kalkmalarını, modern bir ülke inşa etmelerini istemeyenler, çareyi şeriat savunarak buluyorlar. Bu gibi kurumların üzerini biraz kazıdığınızda, altında ABD destekli cihatçı terörizm ideolojisini görmek zor değil.

Hayal Ünalp, Asia News TR