Belarus devlet Başkanı Alexander Lukashenko, 26 yıllık iktidarının en ciddi sorunuyla karşı karşıya. Lukashenko’yu başkanlık seçimlerini sahtekârlıkla kazanmakla suçlayan muhalefet güçleri, Belarus’un başkenti Minsk’te halkın en azından bir kısmının desteğini kazandı. Hükümet karşıtı gösteriler ülkenin istikrarını etkileyebilecek bir boyuta ulaştı.

Lukashenko, Pazar günü Minsk’teki evine helikopterle geldi ve üzerinde kurşun geçirmez bir zırh ve elinde tüfek vardı. Bu tür görüntüler, halkın Belarus’taki gerginlik izlenimini pekiştirdi.

Lukashenko, iki hafta önce yüzde 80.23’lük bir oy oranıyla devlet başkanlığına seçildi. Sonuç, muhalefet tarafından derhal sorgulandı ve boykot edildi. Belarus kısa süre sonra Lukashenko iktidara geldiğinden beri görülmemiş bir karışıklığa düştü.

Muhalefetin seçimlerden sonra yenilgisini kabul etmediği benzer bir olay, Belarus’un komşusu Ukrayna’da sahnelenmiş ve bir turuncu devrime dönüşmüştü. Belarus’ta durum nereye gidiyor? Ülke, komşu ülkelerin ve büyük güçlerin ilgisini çekiyor.

Batılı ülkeler, Belarus muhalefetinin bu kez Lukashenko’yu devirebileceğini umuyor. ABD, Belarus’a yaptırımlar uyguluyor çünkü ideolojik düşmanlıkları dışında Minsk ve Moskova müttefik. ABD’de de dahil olmak üzere Batılı güçler için Lukashenko’yu aşağı çekmek Rusya’ya bir darbe indirebilir.

Belarus, Rusya’nın son kalkanıdır. Belarus’un nüfusunun yüzde sekseni Rus Ortodoks’tur. Çoğunluğun Katolik olduğu Ukrayna’nın aksine, Batı’ya direnmek için Rusya’nın etkisi Belarus’ta daha iyi korunabilir.

Belarus’taki kaos, karmaşık iç ve dış faktörlerden kaynaklanıyordu. Sonunda, Orta ve Doğu Avrupa’daki hassas meseleler için neredeyse bir şablon haline gelen büyük güçlerin oyunları tarafından işaretlenmiş gibi görünüyor.

Avrupa tarihi gösteriyor ki, küçük bir ülke büyük güç güreşinin odak noktası haline geldiğinde, eğer kendi ülkesinde ciddi fikir ayrışmaları olursa, ülke genellikle bir trajediye dönüşür. Ukrayna, Bosna Hersek tipik örneklerdir.

Belarus ve Rusya’nın, dil ve kültürlerinde ki yakın bağlantıları ile geçmişe uzanan tarihi bağları vardır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, iki ülke 1997’de Birlik Devletini kurdu. Beyaz Rusya’nın siyasi yolu bir zamanlar belirgindi. Ancak eski Varşova Antlaşması üyeleri ve üç Baltık ülkesinin de NATO’ya katılmasından sonra, Belarus büyük güç oyunlarının yeni bir cephesi haline geldi. ABD önderliğindeki Batı, Rusya’nın stratejik alanını sıkıştırdığında, odak Belarus’a kayıyor.

Eğer Belarus iç siyasi konularda uzlaşmaya varamaz, krizi kendi başına çözemez ve siyasi bölünmeler daha da yoğunlaşırsa, Belarus büyük olasılıkla Batı ve Rusya arasında bir savaş alanı haline gelecektir.

Rusya yanlısı duruşun ülkeye hakim olamayacağı varsayılırsa, Batı yanlısı bir duruşun orada pekişmesi daha az olasıdır. Belarusluların büyük çoğunluğunu uzun vadede Rusya’dan nefret ettirmek ve Batı’nın Rusya’yı sıkıştırmasına yardımcı olmak zor olacaktır.

Belarus’taki durum, Batılı olmayan toplumlara nüfuz edebilecek Batı değer sisteminin hala çekici olduğunu ve küçük ülkelerin buna direnmesinin zor olduğunu gösteriyor.

Batılı olmayan ülkelerin bağımsız olarak bir kalkınma yolunu keşfetmeleri çok zordur, çünkü Batı kamuoyu bu tür keşifleri desteklemiyor ve bu durumlarda bu ülkelerdeki iç siyasi anlaşmazlıkları artırıyor. Böyle bir keşif, aynı zamanda bir eğilim oluşturmaktan da uzaktır ve bu keşfin genellikle akıntıya karşı yelken açtığı söylenebilir.

Eski Sovyetler Birliği ülkelerinden Ukrayna, Belarus ile en karşılaştırılabilir ülkedir. Her ikisi de o zamanlar nispeten gelişmiş cumhuriyetlerdi ve Ukrayna, Belarus’tan bile daha güçlüydü. Ukrayna, Bağımsız Devletler Topluluğu’nda bir turuncu devrim geçiren ilk ülkelerden biridir. Şimdi, kişi başına düşen GSYİH, Belarus’un sadece yarısı kadardır.

Bu demek oluyor ki Belarus ve Ukrayna gibi ülkeler hangi yolu seçerlerse seçsinler, ileriye doğru yürümeleri zor olacaktır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının sonuçlarından henüz tam olarak kurtulamadılar.

Global Times

Çeviri: Çağlar İnan