Diplomat dergisi, sert bir söylemle ve Soğuk Savaş duygusuyla, “Covid-19 Çin’in ‘Çernobil Anı’ mı?” başlıklı bir makale yayınladı. Mart ayında ise Çin’in çoktan çökmüş olmasından bahsediliyordu.

Çin ekonomisi şu anda güçlü bir şekilde geri dönüyor. JP Morgan 2020 için yüzde 2,5 büyüme öngörürken, diğer tüm büyük ekonomiler daralmaya hazırlanıyor. Çin’in iyi gittiğini düşünürsek, neden Batı medyası bu kadar olağanüstü bir şekilde yanıldı?

En mantıklı açıklama, Batı kurumsal medyasının kâr odaklı olduğudur. Çarpıcı manşetler üretme yüküyle birlikte, doğru haber yayımlamak asıl işleri olmayabilir. Bununla birlikte, eğer bu doğruysa, liberal medyanın resmettiği kendi kendine ilan edilen nesnellik imgesi nerede? Gerçek şu ki, Covid-19 ile ilgili olarak Çin’e yönelik bir olumsuzluk dalgası var. Batılılar, liberal demokrasilerde medyasının tarafsız ve doğru haberler sağladığına inanarak yetiştiriliyor. Bununla birlikte, Çin’in karantina önemlerini baskı olarak nitelendiren öykülerden ne çıkaracağız?

Okyanus ötesi oligarklar ve algı yönetiminde kullandıkları medya

Kuşkusuz, devlet iktidarının üstünde ve ötesinde duran birkaç ulus ötesi oligarkın elinde yoğunlaşan Batı medyası, Çin’in yanlış tanımlanmasında büyük rol oynamaktadır. Bununla birlikte, aynı derecede suçlu olan bazı Batılı uzmanlar, sermayelerinin çok sayıda endüstride konumlandırıldığı liberal demokrasilerde fahiş bir “demokratik ayrıcalığa” sahip olan bu aynı medya devleri tarafından da kaldıraçlı hale getirilerek hükümete, akademi dünyasına ve sivil topluma kolayca sızar.

800 milyon insanı yoksulluktan kurtaran Çin Komünist Partisi (ÇKP) rehberliğinde Çin’in kalkınma başarısı, yaygın bir onay oluşturdu. Çin’in Covid-19’la mücadeledeki başarısı gibi, bazıları bu gerçeği beğenmeyebilir ancak yine de kabul edilmesi gereken bir gerçek.

Sorun şu ki, basın görüşlerini besleyen akademik uzmanlar, kariyerlerini Çin’in muhalifleri olarak meşrulaştırıyorlar. Sistem içinde organik olarak yetiştirilirler, çünkü onların görüşleri zaten tarihe sıkışmış ve ideolojik olarak düşmanca kalan seçkin ulus ötesi sermayenin belirli unsurlarıyla uyuşur.

Tanrı tarafından görevlendirildiğine inanan bir akademisyen

Buna bir örnek olarak, Grayzone programına katılan ve tanrı tarafından Çin’i devirmek için bir görevde olduğunu iddia eden akademisyen Adrien Zenz, “kamplarda” bir milyon Uygur olduğunu iddia eden raporuyla ün kazandı. Kanıt olarak 108 milyon dolar veya kişi başına 108 doları olan devlet ihale tekliflerine bakıyor! Rakamlar birbirini tutmuyor, ancak bu raporun Çin karşıtı Jamestown Vakfı düşünce kuruluşunda yayınlanmasını ardından bazı raporlarda hızla üç milyona ulaştı.

General Hayden ve Spalding gibi askeri figürlerin yer aldığı Jamestown Vakfı’nın yönetim kuruluna bakıldığında, Zenz’in raporunun neden büyütüldüğü anlaşılıyor. Tuğgeneral Spalding, Çin’in 5G teknolojisine karşı koymak için Başkan Trump’a ateşli bir lobi yaptı. General Hayden ise, CIA ve NSA’nın eski direktörüydü.

Hayden’in Çin’e terörle mücadele ve gözetleme faaliyetleri hakkında ders veren bir düşünce kuruluşunda olmasının biraz ironik olduğu düşünülse de, düşünce kuruluşunun Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi (PNAC) tarafından başlatılan aynı terörizme karşı savaşın ateşlendiği unutulmamalıdır. Planları sadece Irak’ı işgal etmeye değil, aynı zamanda Çin’e hakim olmaya da odaklanmıştı.

Sorun, yalanların bu kadar sık ​​tekrarlanması, kurgunun kamuoyunda inanılan gerçeğin temeli haline gelmesidir. Kendi başına bir hayat süren bu kurgu, daha sonra kendilerini kitle iletişim araçlarına ve hükümet politika çevrelerine dönüştüren akademi içinde daha ileri bilgi yapılarını inşa etmek adına tehlikeli bir süreç oluşturuyor.

Kaynak: CGTN

Çeviri: CRI Türkçe