Wall Street Journal gazetesi bu ayın başında “Çin’in Yüceliğe Yalnız Dönüşünde Riskli İddiası” başlıklı yayımladığı makalede, Çin’in hiç arkadaşı olmadığını öne sürdü. Çin’in gerçekten müttefiki yok ancak bu durum dostu olmadığı anlamına gelmez. Bunun nedeni yalnızca Çin’in tarihi geleneği ve mevcut uluslararası çevre değil, aynı zamanda Çin’in kendi tercihleridir.

Hristiyan tek tanrıcılığına, Roma hukukunun ruhuna ve Yunan resmi mantığına dayanan Batı medeniyeti, büyük ölçüde sorunları ve dünya düzenini ikili karşıtlık perspektifinden görür. Bu nedenle, zorunlu mekanizmalar yoluyla müttefikleri dizginlemek ve hatta kendi bünyesine katmak için diplomasi alanında ittifaklar kurmayı tercih ederler. Bu onların müttefik olmayanlarla yüzleşmelerine ve hatta onları yenmelerine izin verir.

DİPLOMATİK ORTAKLIK

Batı medeniyeti aynı zamanda, her ülkenin benzer bir diplomatik felsefeye sahip olması gerektiğine inanıyor, bu yüzden yükselen güçleri kuşatmak ve hatta parçalamak gerekiyor. Buluş çağı sırasındaki deniz keşiflerinden bu yana Hristiyan yayılmasının tarihini evrensel insanlık tarihi ile eşitlemeye çalışmakla kalmıyorlar, aynı zamanda Hristiyan medeniyetinin son beş yüz yıldaki diplomatik kavramını dünyanın evrensel diplomatik felsefesi olarak görüyorlar. İnsanlık tarihinde beş yüz yılın kısa bir dönem olduğunun ve farklı medeniyetlerin dünya düzeni konusunda farklı görüşlere sahip olduğunun farkında değiller.

Han Hanedanlığı döneminde, Taoizm ve Konfüçyusçülük, Çin medeniyetinin, ritüeller yoluyla kurulan düzeni savunan meselelere bakmak için kullandığı ana kavramlardır. Bu nedenle, Çin’in birkaç diplomatik ittifakı var ve ülkelerin ilişkilerini belirli durumlara göre ayarlamaları gerektiğini savunuyor. Diplomatik operasyonlarda Çin, bir ülkenin kendi değerlerini ve sistemlerini başkalarına zorla kabul ettirmek yerine, kendi değerlerinin ve medeniyetinin cazibesine inanması gerektiğini vurgulamaktadır.

Bazı Avrupa ülkeleri geçen beş yüz yılda, sömürgecilik yoluyla zorla küresel imparatorluklar haline geldi. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), iki dünya savaşının sona ermesinin ardından ittifak sistemleri kurarak bir süper güç halini aldı. Çin’in, değişen zaman ve nükleer silahların ortaya çıkmasıyla Avrupa ülkelerinin doğuşunu veya ABD’nin yaklaşımlarını taklit etmesi mümkün olamaz. Çin medeniyetinin gençleşmesini gerçekleştirmek için tek uygun seçenek, denizaşırı çıkarlarını genel politikalar, ekonomiler ve kültürle ya da değil, ev sahibi ülkenin kabul edebileceği şekilde genişletmek olacaktır.

ORTAKLIK DİPLOMASİSİ ÇAĞDAŞ DÜNYANIN İHTİYAÇLARINI KARŞILAR

Modern zamanlarda Çin bir kez diğer ülkelerle ittifak kurdu. Bu ittifaklar sistematik ve sürekli değildi ve sonuçları yeterince ideal olmadı. Çin böylece diplomatik ittifaklardan vazgeçmiş ve 1960’larda ve 1970’lerde bağlantısız diplomasisini, 1980’lerde bağımsız dış barış siyasetini ve 1990’lardan bu yana ortaklık diplomasisini uygulamıştır.

Çin medeniyeti bir tür bölgesel medeniyettir. Bazı yönlerden küresel etkiye sahip olmasına rağmen, tek tanrılı medeniyetlerin küresel yayılma geninden yoksundur. Çinli liderler, belki de yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı Çin’in dünyadaki başka bir ülkeyi değiştirmeye niyeti olmadığını defalarca vurguladılar. Batılı ülkelerin ancak bunu kabul etmesi uzun zaman alacak.

Ortaklık diplomasisi, çağdaş dünyanın ihtiyaçlarını karşılar. Çin yeniden canlanma yolunda ortaklık diplomasisinin kendisi için ittifak diplomasisinden daha iyi ve daha uygun bir seçim olduğuna inanıyor. Şu ana kadar 112 ülke ve uluslararası kuruluş Çin ile ortaklıklar kurdu. Bu sayı şüphesiz artmaya devam edecek. Ortaklık diplomasisi, Çin diplomasisinin önemli bir özelliği haline geldi.

Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin 2013’te önerilmesinin ardından, Çin’in diplomasisi düşük bir profili sürdürmekten küresel ilişkilerde daha proaktif olmaya doğru değişti. Ülkenin “ittifaktan ziyade ortaklık” politikası değişmedi ve gelecekte değişmesi de olası görünmüyor. Birkaç ülkenin, Batılı ülkelerin tercih ettiği ittifak diplomasisi sistemini seçtiği ve çoğu ülkenin bağlantısız diplomasiyi tercih ettiği tartışmasız bir gerçektir. Bunların çoğunluğu Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki gelişmekte olan ülkelerdir.

Xue Li- Global Times

Çeviri: CRI Türkçe