Aşağıdaki yazıda, II. Dünya Savaşı öncesi Sovyetler Birliği’nin askeri hazırlıkları, yetersizlikleri ve açmazları üzerine bir değerlendirme yapmaya çalışıyorum. Bu kapsamda üç temel noktayı inceliyorum: 1941 Seferberlik Planı, beklentiler ve sapmalar; 1937—1938 “büyük temizlik” döneminin ve Kızıl Ordu’daki tasfiyelerin etkisi; tank ve uçak üretimi; ve son olarak bütün bu yetersizliklerin savaşın ilk aylarındaki korkunç sonuçları.

Ancak ilkin, Sovyetler Birliği’nin iktisadi potansiyeline bakalım. Zira daha sonra söyleyeceklerimiz, ancak bu ülke tablosu içinde anlam kazanacaktır. 

Genel durum, sorunlar ve çözme çabası: “1941 Seferberlik Planı”

Tablo 1. İktisadi potansiyel (yıllık üretim), SSCB — 1940; müttefikleri ve işgal bölgeleriyle birlikte Almanya — 1941

Almanya ve AvusturyaAlmanya, müttefikleri ve işgal altındaki bölgelerSSCBAlmanya ve Avusturya nüfusuna oranıMüttefikleri ve işgal bölgeleriyle birlikte Almanya nüfusuna oranıSSCB nüfusuna oranı
Nüfus (milyon)76283190
Elektrik (milyar kW/saat)52110480.680.390.25
Petrol (milyon ton)0.51031.10.010.040.16
Kömür (milyon ton)185348165.92.431.230.87
Çelik (milyon ton)2043.618.30.260.150.10
Tahıl (milyon ton)13654095.61.791.910.50
Otomobil (bin)3336761454.382.390.76

Kaynak: История Второй мировой войны, 1939—1945 гг. М.: Воениздат, 1974. Т. 3. С. 285, 376—378.

Tablodaki son üç sütunu ben hazırladım. Bu sütunlar, söz konusu olan sektörlerde kişi başına düşen üretimi gösteriyor. Açıkça görülüyor ki, Almanya ve müttefikleri, petrol üretimi dışında Sovyetler Birliği’nin çok ilerisindeydi. Kişi başına elektrik enerjisi üretimi, Sovyetler Birliği’nin 1,5 katından fazlaydı; kömür ve çelik üretimi 1,5 katına yakındı; tahıl üretimi neredeyse 4 katıydı; otomobil üretimi ise 3 katından fazlaydı. Sovyetler Birliği sadece kişi başına petrol üretiminde Almanya ve müttefiklerini aşıyordu ki, faşistlerin biyoyakıt üretiminde, Afrika macerasında ve Kafkaslar ve Bakü tutkusunda bu güçlüğün payı bilinir.

Bu yetersizlikler Sovyet Genelkurmayı ve (başında Stalin’in bulunduğu) Savunma  Bakanlığı tarafından da çok iyi biliniyordu. Bu nedenle hükümet, aradaki açığı kapatmak, dezavantajları ortadan kaldırmak ve ülkeyi yaklaşan savaşa hazırlamak için Seferberlik Planı geliştirmişti.

Aşağıda bu plana dayanarak hazırlanan ve 1941 Haziran ayı ortasındaki durumu gösteren görece ayrıntılı bir tablo bulacaksınız. Tablo bize, SSCB silahlı kuvvetlerinin 1941 Seferberlik Planı’na göre eksiklerinin, hem de Alman saldırısının ilk anında, korkunç boyutlarda olduğunu gösterir:

Tablo 2. 1941 Seferberlik Planı’na göre Kızıl Ordu’nun silah durumu

SilahİhtiyaçElde bulunanEksik (veya fazla)YüzdeTamamlanmak için gereken süre (yıl)
Piyade tüfeği (x 1000)7754,87933,0178,2102
Seyyar ve sabit mitralyöz (x 1000)233,7240,06,4103
Uçaksavar ve yüksek kalibreli mitralyöz (x 1000)30,88,5-22,3285
Uçaksavar (adet)17.2915.964-11.327352
37 mm uçaksavar9.854544-9.31065
76 mm ve 85 mm uçaksavar7.4375.420-2.017731
Tanksavar14.73614.148-588961
Alay ve sahra topları5.4616.233772114
Tümen topları27.64718.541-9.106672
76 mm top4.2848.3114.027194
122 mm havan18.5986.920-11.678375
152 mm havan4.7653.310-1.455701

Barış şartlarında askeri üretimin devam etmesi halinde bile birçok silah eksiğini kapamak için yıllar gerektiği ortadaydı. Bu nedenle, Stalin’in savaşı mümkün olduğunca geciktirmek hedefi, (Hruşçov’un iddia ettiği gibi) anlamsız değildi, (muhalif solun iddia ettiği gibi) illüzyon değildi ve (liberal izleğin iddia ettiği gibi) Almanya ile saldırmazlık paktına kör bir güven de değildi. Tersine, Sovyet yönetimi, savaşa uygun koşullarda girmek için bu eksikleri tamamlamayı şart sayıyordu.

Ancak bu kadarını söylemek yeterli değildir, zira özellikle 1937—1938 tasfiyelerinin Kızıl Ordu üzerinde tahrip edici bir etkisi olmuştur. Yani parti yönetimi, gerçekte, bir yandan savaşa hazırlanırken diğer yandan tasfiyelerle savaş gücünü kapsamı hâlâ tartışılan bir ölçüde baltalamıştır.

Tasfiyelerin yıkıcı etkisi

Bu tasfiyelerin bir kısmının kaçınılmaz olduğunu kabul etmeliyiz, zira başta Alman olmak üzere faşist propaganda aygıtı Sovyetler Birliği’nde hiç de zayıf değildi. Ne var ki tasfiyeler, zaruret ölçeğini kat kat aşmıştır; bu durum, tasfiye edilenlerin önemli bir kısmının tekrar orduya kabul edilmesinde karşımıza apaçık çıkar.

Daha ayrıntılı bakalım.

Tablo 3. Kızıl Ordu’da komuta kadrolarında tasfiye (1934—1939) (Donanma ve Hava Kuvvetleri rakamları dahil değil)

YıllarUzaklaştırılanlarToplama oranıSiyasi nedenlerle ve tutuklamalarla tasfiye edilenlerSiyasi nedenlerle ve tutuklamalarla tasfiye edenlerden geri kabul edilenler
19346596479*
193561984.9349*
193656774.2257*
19371865813.1155784544
1938163629.2127506008
193918780.7357152
1934 — 1939 toplamı553692977010704

* Sadece tutuklananlar ve mahkûm olanlar.

– Veri yok.

Kaynak: Черушев Н. С. Статистика антиармейского террора // Военно-исторический архив. 1998, no. 3

Tablo 3, sadece kara kuvvetlerini gösteriyor. Görüyoruz ki, siyasi nedenlerle 1934—1939 arasında siyasi nedenlerle yapılan tasfiyelerin neredeyse yüzde 40’ı yaşanan onca ıstırabın ardından geri alınmıştır. Öte yandan Donanmada ve Hava Kuvvetlerinde de 12—14 bin kadar subayın siyasi nedenlerle tasfiye edildiği hesaplanıyor. Geri kabul oranı onlarda biraz daha yüksektir. Demek ki bu dönemde bütün Sovyet silahlı kuvvetlerinden siyasi nedenlerle tasfiye edilen subay sayısı toplam 30—34 bini bulmaktadır ki, bunların da yarıya yakını kurşuna dizilmiş, soruşturma sırasında ölmüş ve kamplarda hayatlarını kaybetmişler; yüzde 40’a yakını ise orduya geri dönmüştür.

Bu sayılarda abartı yoktur; zira bizzat Voroşilov, 1937 BKP(b) MK Politbüro Şubat-Mart Plenumu’nda yaptığı konuşmada, 1934—1936 arasında siyasi nedenlerle tasfiye edilenlerin sayısını (donanma hariç) 22 bin olarak gösterir.[1] Rusya Savunma Bakanlığı tarafından yayınlanan (redaksiyon heyetinin başında Savunma Bakanı Sergey Şoygu’nun bulunduğu) “Büyük Anavatan Savaşı, 1941—1945” adlı büyük ansiklopedik eserde de, 1937—1938 yıllarındaki tasfiyeler sırasında Kızıl Ordu’dan yaklaşık 40 bin subayın atıldığını, bunlardan yaklaşık 18 bininin ise tutuklandığı belirtilir.[2]

Kısmen tasfiyelerin neden olduğu bir başka sorun, tecrübesizliği pekiştiren ve komutanların birlikleriyle kaynaşmalarına engel olan rotasyonlardır.

1938 yılı ve 1939’un da ilk çeyreğinde, alay ve daha büyük birliklerde görev yerleri değiştirilen komuta kademesinin oranı yüzde 73,9’du. Alman saldırı sırasında Sovyet komuta personelinin sadece yüzde 50’si, üç aydan fazladır görev yerindeydi. 1938’de Kızıl Ordu’nun (donanma ve hava kuvvetleri hariç) kadro eksiği yüzde 34, ertesi sene yüzde 32’ydi. 1940 başında (aşağıda değineceğim nedenlerle) bu eksik yüzde 19’a düşmüştü ama ordunun mevcudunun artışıyla birlikte kadro eksiğinin sayısı aslında 80 binin üzerindeydi. 1 Ocak 1939 itibariyle faşist Almanya’nın piyade kuvvetlerinin sayısı 2,7 milyon kişiydi. 1941 ortasında bu sayı 3,8 milyon kişiye çıktı. Onların karşısında Sovyetler Birliği’nin piyade sayısı 3,3 milyondu. SSCB silahlı kuvvetlerinin toplam mevcudu ise 31 Ağustos 1939’da 2 milyon iken 1 Ocak 1941’de 4,2 milyona yükselmişti. Demek ki tasfiyelerle ortaya çıkan bu iç karartıcı tabloyu, ordunun mevcudunun üç kat artmış olması daha da gölgeliyordu.

Savaşın başında komuta kademelerindeki personelin eğitim seviyesi ise şöyleydi: bunların sadece yüzde 7’si yüksek öğrenim görmüştü; yüzde 60’ı orta, yüzde 25’i “temel” (ordu saflarında) eğitim almış, yüzde 12’si ise hiç eğitim görmemişti.[3]

Kimi verilere göre, tasfiyelerin arkasından eğitim düzeyi ordunun idari kademelerinde yükselmiş, ama tümenlerde düşmüştü. Tecrübe seviyesi ise her yerde düşmüştü.

Ordu kademelerinin büyük temizlikle terörize edildiği her ne kadar şüphe götürmüyorsa da, bunun bütünüyle körlemesine yapıldığını ileri sürmek mümkün değildir. Zira aynı dönemde yaklaşan savaşa yönelik hazırlıklar da gerçek anlamda hız kesmeden devam ediyordu. Bu kapsamda, askeri eğitim merkezlerinin sayısı büyük bir artış gösterir: 1937’de 49’dan 1940’da 114’e tırmanır (hava ve deniz okulları hariç). Bu eğitim kurumlarından mezun olanların sayısı da 8.508’den 35.501’e çıkar. Sadece 1938—1939 yıllarında Kızıl Ordu’daki subay, siyasi komiser ve diğer askeri uzman mevcudu 158.147’yi bulur ki, bu da bir önceki on yılın toplamından 2,5 kat fazladır.

Hazırlıklar hızını kesmemiştir ama büyük temizliğin etkilerini silmeyi de başaramamıştır. Jukov’un anılarında 1939 sonlarını anlatırken şöyle der: “… çok geçmeden Savunma Halk Komiserliği’nden beni 3. Süvari Kolordusu komutanlığına atayan talimatı aldım. İki hafta geçtiğinde, kolordunun bütün birliklerindeki durumu ayrıntılarıyla öğrenmeyi başarmıştım ve ne yazık ki şunu itiraf etmeliyim: kolordudaki birliklerin büyük bölümünde, tutuklamalar dolayısıyla, komuta kademesinin askeri ve siyasi faaliyeti keskin bir düşüş yaşamıştı, personelinin kalitesi düşmüştü ve bunun sonucu olarak disiplin ve hizmet seviyesi de düşmüştü. Pek çok durumda demagoglar kafayı kaldırmış, güvenilir komutanları terörize ediyorlardı …”[4]

Ayrıca unutmayalım ki, bu tasfiyelerin geri kalanlar üzerinde bir de psikolojik etkisi vardı. Antikomünist propagandada çoğu zaman sinik bir ihbarcılık atmosferi resmedilir. Bunun birçok birlikte yaygın olduğu da iddia edilir; buna göre ihbar ihtimali, komutanların disiplini ve savaş hazırlığını sağlama gayretlerini sekteye uğratıyor, atalet hâkim oluyordu. Ne var ki bu iddiaların çok abartılı olduğu anlaşılıyor; zira böyle birlikler vardıysa bile, Alman saldırısına karşı güçlü bir direnişin geliştirilmesine engel olmamıştır.

Üstelik daha (Finlandiya’da) kış savaşıyla birlikte yeni eğitim kurumlarından hızlandırılmış mezunların ordunun operasyon gücünü artırmayı başaramadığı ortaya çıkmış ve ordunun disiplini meselesi, Savunma Halk Komiserliği’nin temel kaygısı haline gelmiştir. Örneğin Stalin, Kızıl Ordu komuta kademesi önünde yaptığı ve kış savaşının sonuçlarının masaya yatırıldığı 14 Nisan 1940 tarihli konuşmasında, “kültürlü, kalifiye ve eğitimli bir komuta kademesi yaratılması” zaruretine dikkat çeker ve şöyle der: “Bizde böyle bir komuta kademesi ya yok, ya da tek tük var.”

Savunma Halk Komiserliği’nin 16 Mayıs 1940 tarihli ve 120 sayılı emri de, doğrudan doğruya disiplin ve komuta kademesinin niteliği üzerinde durur: “Askeri disiplin, olması gereken yükseklikte değildir. … Birlikler zorlu şartlarda askeri faaliyete, bilhassa mevzi savaşlarına hazırlıklı değillerdi. … Kıtalar arasındaki karşılıklı faaliyetin kötü olmasının temel nedeni, komuta kademesinin … zayıflığıydı. … Piyade, savaşa bütün birlikler arasında en az hazırlıklı olarak girmişti … Top, tank ve diğer kıtaların … birçok eksiği vardı. Hava kuvvetlerinin askeri hazırlığında, yerdeki kıtalarla ortak faaliyeti gerçekleştirme kapasitesinin son derece düşük olduğu, zor şartlarda uçmaya hazırlıksızlık, özellikle tekil hedeflerde bombardıman kapasitesinin düşüklüğü ortaya çıkmıştır. … Komuta kademesi çağdaş askeri gereklere cevap vermiyordu. Komutanlar, birliklerine komuta etmiyor, … astlarını ellerinde sımsıkı tutmuyorlardı. Komuta kademesinin orta ve alt rütbelerde seviyesi düşüktür. Komutanlar zaman zaman disiplin ihlallerine … suç teşkil edecek şekilde sabırla yaklaşıyorlardı. … Karargâh ve üst seviyede komuta kademesi, birliklerin faaliyetlerini kötü örgütlediler, kurmayları kötü kullandılar, topçu, tank ve özellikle hava kuvvetlerinin önüne görev koymayı beceremediler.”[5]

Tank ve uçak üretimi

Kızıl Ordu eğer düşmanı ezen dev bir kütle halinde örgütlendiyse, bunu esas itibariyle ağır top, tank ve uçak üretimine borçludur. Aşağıda bunlar üzerinde duracağım; ancak eğer daha ilk adımda şunun altını çizmezsek, söylenecek her şey afaki rakamlar olarak kalacaktır: savaş öncesi Sovyetler Birliği’nin sanayi üretiminin esas yükünü ülkenin sanayileşmiş Avrupa bölgeleri çekiyordu. Oysa savaş başlar başlamaz, sökülebilecek her şey söküldü, kalanlar hemen bütünüyle imha edildi; taşınabilen her şey işgal bölgelerinin ötesine, Urallara taşındı. Tank ve uçak üretimi, şimdi büyük bölümü yeni kurulmuş olan Urallardaki fabrikalarda yapılıyordu. Yani tablo, sadece üretim rakamlarındaki artıştan ibaret değildir; gerçekte neredeyse sıfırdan yeniden başlatılmıştır.

Tablo 4. Tank üretimi

YıllarSSCBAlmanya
19343565 (3550**)54
19353055 (2906**)896
1936– (3804**)572
19371559 (1610**)482
19382271 (2386**)463 (804)
19392986 (3105**)434 (746) (743****)
19402666 (2794**)1803 (1696) (1743****)
19411672* (6590***)3728**
194224719***5496***
194324006***12052***
194428983***18821***

* İlk 6 ay.

– Veri yok.

Kaynak:

İşaretsiz veriler: История Второй мировой войны, 1939—1945 гг. М.: Воениздат, 1973. Т. 1. С. 214.

** Ермолов А.Ю. Танковая пномышленность СССР в годы Великой Отечественной Войны. М. 2009. С. 53

*** Там же. С. 266

**** https://topwar.ru/16917-bronetankovaya-tehnika-germanii-vo-vtoroy-mirovoy-voyne-chast-3-tankovaya-promyshlennost-tretego-reyha.html

Ne var ki, 1930’ların ortasına kadar üretilen askeri araç gereç, ne kullanım süresi, ne kalite, ne de düşmanın aynı türden araçlarına karşı koyma kapasitesi bakımından yeterli nitelikleri sahipti. Dahası, savaş yıllarında silah ve zırh itibariyle Alman muadillerinden üstün tanklar bile (efsanevi T-34 ile KV) yürüyen aksam, motor gücü, kötü gözlem kulesi, yetersiz ve kötü telsiz donanımıyla onların gerisindeydi. Konstantin Simonov, ne yazık ki tamamı Türkçeye çevrilmeyen olağanüstü romanı Yaşayanlar ve Ölüler’de, Sovyet askerlerinin telsiz donanımının ağır, hantal, kullanışsız olmasından yakındıklarını yazar.

Tank fabrikalarının örgütlenmesi başlı başına ayrı bir makale konusudur. Bununla birlikte, şu kadarını söylemek gerek: savaş öncesinden itibaren Sovyetler Birliği’nde üç tip tank üretiliyordu; bunlar hafif, orta ve ağır tanklar olarak ayrılıyorlardı. Ağır tanklar (başta T-35, KV serisi ve İS serisi) hantal bulunuyordu; hafif tanklar ise son derece kullanışsızdı ve hem silah, hem yürüyen aksam hem de zırh bakımından düşman tanklarına göre çok geriydi. Bunlar arasında T-70, diğerlerinden çok daha ileriydi; ancak onun seri üretimine de ancak 1943’ten sonra geçilecekti. Bütün tanklar arasında en çok üretilen, en etkili olan ve efsaneleşen, T-34 serisi idi. T-34-76’nın üretimine 1941’de başlandı ve savaş boyunca toplam 33.929 adet üretildi. T-34-57 üretimi çok sınırlıydı, sadece 50 tank çıktı. T-34-85 ise ailenin en büyük çocuğuydu: 1944’te envantere girmesine rağmen 35.000’den çok üretildi. Ancak sayıca ilkini aşmasına rağmen seri üretimine geçildiğinde savaşın kaderi çoktan belli olmuştu; bu nedenle zor yılların en büyük yükünü T-34-76’lar çekti.

Tankların elektronik ve haberleşme aksamının Alman muadillerinin gerisinde olmasına rağmen gözle görülür bir zırh ve silah üstünlüğü vardı; bu, bütün tank muharebelerinde, ve şüphesiz en çok da (tarihin en büyük tank muharebesi olan) Kursk’ta karşımıza çıkar. Oysa savaş uçakları, Alman uçaklarının çok gerisindeydi. Uçaklardaki temel problemler, motor üretiminde teknik yetersizlik ve hafif metal sıkıntısıydı. 1939, uçaklar açısından bir dönüm noktasıydı: bugün birçok uçağa adlarını veren genç uçak mühendisleri, tasarım bürolarının başına geçirildi, bunlar arasında A. S. Yakovlev (bugün Ya serisi); P. O. Suhov (bugün Su serisi), S. V. İlyuşin (bugün İl serisi), A. İ. Mikoyan (bugün Mi serisi), A. N. Tupolev (bugün Tu serisi), V. M. Petlyakov, S. A. Lavovçkin, M. İ. Gureviç, N. N. Polikarpov, vd. 1941 haziranında batıdaki sınır bölgelerine toplam 10,243 uçak yerleştirilmişti; bunun 7,743’ü  Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’ne, 1,437’si Kuzey, Baltık ve Karadeniz filolarına bağlıydı, ayrıca doğrudan Kızıl Ordu başkumandanlığına bağlı 1,333 uzak mesafeli bombardıman uçağı da vardı (1946’da ordunun organizasyonu değişecektir). Ancak, bunların en modernleri sayılabilecek Su-2, Yak-2, Yak-4, DB-3 ve DB-3f (İl-4) bile düşmanın gerisindeydi. Almanların ünlü Me-109E’ye en yakın İ-16 avcı uçağı bile, sürat bakımından onun çok gerisindeydi: Alman hava kuvvetlerinin çoğunluğunu oluşturan Messerschmidt saatte 120-150 km hıza ulaşırken, İ-16 ancak 60-100 km hız yapabiliyordu.

Hava kuvvetlerindeki sıkıntı bundan ibaret değildi. Çok daha modern olan Yak-1, MiG-3 LaGG-3 avcı, İl-2 saldırı, Pe-2 bombardıman uçakları, savaşın başına doğru üretilmeye başlanmış ve bunlardan 1.540 tanesi ülkenin batısına yerleştirilmişti gerçi, ama bu uçaklar için eğitimli mürettebat sayısı sadece 208’di. Dahası, pilotlar da çok tecrübesizlerdi; bunların büyük bölümü 1939-1941 arasında hızlandırılmış kurslarda eğitim görmüştü; savaş tecrübesi olanlar ise bunu Finlandiya, İspanya ve Uzakdoğu’da Japonlarla çatışma sahnesi olan Halhin-Gole’de kazanmışlardı; oysa Alman pilotları Avrupa’nın her yerinde uçmuşlardı. Sovyetler savaş boyunca toplam 88.300 uzak kaybettiler; bunların 43.100’ü havaalanlarında yok edilmiştir; bunun da büyük bölümü, savaşın ilk dört ayına aittir. (Savaş boyunca Almanların ve müttefiklerinin doğu cephesinde kaybettiği toplam uçak sayısı ise 77 bin dolayındadır.) Sovyetlerin savaşın bu ilk aylarında yok edilen büyük filolarıyla karşılaştırıldığında Alman kayıpları önemsiz gibi görünebilir; ama gene de bütün yetersizliklerine rağmen Kızıl Ordu hava kuvvetleri tamamen etkisiz kalmış değildir. Sadece savaşın ilk günü, Sovyet pilotları 78 düşman uçağını düşürdü, 89’unu da yaraladı. Karada Sovyet kuvvetlerinin yaşadığı paniğe benzer bir düzensizlik, tecrübesizlik ve teknik yetersizlik yüzünden havada da yaşanıyordu; bununla birlikte karada olduğu gibi havada da inatçı bir direniş gösterileceği apaçık ortadaydı. 22 Temmuz’da Alman hava kuvvetleri Moskova’ya ilk saldırılarını yaptılar; Kızıl Ordu hava kuvvetleri ise cevap olarak 8 Ağustos’ta ilk defa Berlin’i bombaladı. Alman uçaklarının işgal altındaki bölgelerden kalktıkları dikkate alınırsa, Sovyet havacılarının böylesine uzun mesafe bombalamaya girişmeleri daha da dikkat çekicidir.

Sovyet hava kuvvetlerinin organizasyonunda dikkat çekici olan bir başka yan, savaş yıllarında da birçok defa teşkilat değişikliğine gidilmesidir. Bu, büyük bir özgüvenin işareti sayılabilir.

Uçak üretimindeki devasa artış, cephe gerisinin kahramanlığının apaçık bir göstergesidir. (Tabloda görülen uçak üretiminden başka, 1941 sonundan 1945 yaz aylarına kadar ABD’den land-lease yoluyla toplam 18.865 uçak da alınmıştır. Bunlardan başka, edebiyat meraklısı okurun Ehrenburg’un ünlü üçlemesinden hatırlayacağı gibi, Sovyet hava kuvvetleri bünyesinde Fransız, Polonya ve Çekoslovak alayları da bulunuyordu.) Bu, tıpkı tank, zırhlı, top, vb. üretiminde olduğu gibi, Kızıl Ordu’nun düşman karşısındaki stratejik üstünlüğünün de işaretidir: Kızıl Ordu, kayıpların büyüklüğüne rağmen, dev bir gövde halinde düşmanı eziyordu.

Tablo 5. Uçak üretimi

SSCBAlmanya
1939103422518 (8295**)
19401012510247 (10826**)
194114946 (15735*)13005 (11776**)
194225436*15049***
194334884*24807***
194440261*39807***

Kaynak:

İşaretsiz veriler: Мухин М. Советская авиапромышленность накануне Великой отечественной войны // Отечественная история, 2003, no. 3.

* Киселев О.Н. Военно-воздушные силы СССР, авиация в годы Великой Отечественной Войны // Энциклопедия “Всемирная история”. URL: https://w.histrf.ru/articles/article/show/voienno_vozdushnyie_sily_sssr_aviatsiia_v_gody_vielikoi_otiechiestviennoi_voiny

** Murray W. Strategy for Defeat the Luftwaffe 1933-1945. Air University Press, Alabama, 1983, s. 100

*** Zeitlin, J. Flexibility and Mass Production at War: Aircraft Manufacture in Britain, the United States, and Germany, 1939-1945. Technology and Culture, 1995, 36(1), 46, s. 52

Savaşın ilk ayları: panik ve kitlesel esir düşmeler

Bütün bu nedenler ve bunların neden olduğu güvensizlikler, 1941 Haziran ve Temmuz aylarında, Alman saldırısının ilk iki ayında ortaya çıkan paniğin de başlıca nedeniydi. Bu, edebiyat okurlarının romanlardan takip ettiği korkunç bir tablodur: dev birlikler kuşatmaya alınır, Almanların özgüvenlerinin pekişmesine yol açacak kadar çok, adeta sonu gelmeyen Sovyet askeri esir düşer. Şu rakamlar dehşet vericidir: Belestoksko-Minsk cephesinde, 10Temmuz itibariyle 329 bin kişi; Mogilev-Orşa-Polotsk-Smolensk cephesinde 5 Ağustos itibariyle 310 bin kişi; Kiev cephesinde 26 Eylül itibariyle 665 bin kişi; Vzyaemskiy cephesinde 13 Ekim itibariyle 663 bin kişi. Toplamda, 1941 Kasım ayına kadar yaklaşık 2 milyon 300 bin Kızıl Ordu askeri esir düştü. (Bunların büyük bölümü Almanların yayınladığı rakamlardır; Kızıl Ordu rakamları ise biraz daha düşük, ancak köklü farklılık yok.) Bu, Kızıl Ordu mevcudunun neredeyse yarısı, savaş boyunca esir düşen yaklaşık 4,5 milyon (Rusya Genelkurmay Başkanlığı verilerine göre 4 milyon 559 bin) askeri personelin de yarısından fazladır. Bir başka deyişle, dört yıl boyunca esir düşenlerin yarısı, savaşın ilk dört ayında esir düşmüştür.

Jukov anılarında, savaşın bu ilk aylarında yaşanan ağır yenilgileri üç stratejik sebebe bağlar. İlki, daha 1940 güz aylarında ortaya çıkan Genelkurmay harekât planlarında, faşist Almanya’nın saldırı istikametinin yanlış tespit edilmiş olmasıdır. Jukov’a göre Alman kuvvetlerinin ana gövdesinin Ukrayna üzerinden saldırıya geçmesi bekleniyordu; oysa Belarus üzerinden saldırdılar. Jukov, kendini ustaca bu stratejik hatadan sıyırıp sorumluluğu Stalin’in üzerine atıyor gibidir; ancak gerçekte Sovyet kurmay heyetinde saldırının ana gövdesinin Belarus üzerinden gelebileceğinden kuşkulanan kimse bulunmuyordu.

Jukov’un saydığı ikinci stratejik hatayı, Savunma Halk Komiseri Timoşenko, (Stalin’in başında bulunduğu) Genelkurmay ve kendisinin yaptığını söyler. Buna göre, ordunun cephane ve gereç ihtiyaçlarının birliklere yakın tutulması öngörülmüştü, ama Alman Luftwaffe bu sayede onları ele geçirmeyi başardı.

Jukov’un saydığı üçüncü hata, faşist Almanya’nın güç ve kaynaklarının yanlış tespit edilmiş olmasıdır. Jukov’a göre Savunma Halk Komiserliği ve Genelkurmay, ana kuvvetlerin sınır muharebeleri başladıktan birkaç gün sonra cepheye kaldırılacağını düşünüyordu. Wehrmacht ile Kızıl Ordu’nun güçlerinin birbirine aşağı yukarı denk olduğu kabulüne dayanan bu iyimser yaklaşımın bütünüyle yanlış olduğu ortaya çıkmıştı; zira planda, Almanya’nın ele geçirdiği ülkelerin kaynaklarını ve batıda tamamen serbest kalarak doğu cephesinde kuvvetlerinin ana gövdesini kullanacağı öngörülmemişti. Bu nedenle Almanlar, iyi teçhiz edilmiş toplam mevcutları 5,5 milyonu bulan 190 tümen, 3712 tank, 47.260 ağır silah ve mitralyöz, 4950 uçakla saldırıya geçebilmişlerdi. Bu, saldırının yapıldığı Belarus cephesinde, tank ve uçak itibariyle mutlak üstünlüğünden başka, Sovyet kuvvetlerinin 5—6 kat daha fazlası anlamına geliyordu.

Bir başka deyişle, ilk ayların paniği ve Moskova kuşatmasına kadar arka arkaya yaşanan yenilgiler, hiç şüphesiz “büyük temizlik” ve Kızıl Ordu’yu da vuran tasfiyelerden bütünüyle bağımsız değildir; ancak bunların tek nedeni orada yatmıyor. Bu hataların hiçbir yapılmasaydı: ordu tasfiyelerle vurulmasaydı, kaliteli zırhlı ve silah sistemleri üretimine daha erken başlansaydı, ağır sanayinin Urallara ve ötesine taşınması daha erken bir dönemde tamamlansaydı, 1941 Haziran ayından aşağı yukarı Ekim ayı sonuna kadar kütlesel esir düşmelere neden olan ne pahasına olursa olsun direnme talimatları yerine kontrollü bir geri çekilme uygulansaydı, belki ödenen bedel bu kadar yükselmezdi; ancak şu da aynı ölçüde açık ki, bütün bu engeller peşinen temizlenmiş olsalardı bile savaşın gidişatında değişen bir şey olmazdı.

Hazal Yalın

Hazal Yalın: Çoğunluğu klasik Rus edebiyatından kırktan fazla çevirisi var. Aralarında Tolstoy, Dostoyevski, Saltıkov-Şçedrin, Gogol, Turgenyev, Puşkin, Zamyatin, Kuprin, Gonçarov, Leskov, Grin, Zoşçenko, Strugatski Kardeşler gibi yazarların bulunduğu çeviriler, Kırmızı Kedi, Kitap, İthaki, Helikopter, Remzi gibi yayınevlerinde yayınlanıyor. Güncel makaleleri genellikle Yakın Doğu Haber’de (ydh.com.tr) yayınlanıyor. @Hazal_Yalin


[1] Стенограмма февральско–мартовского (1937 г.) пленума ЦК ВКП(б) 23 февраля — 5 марта 1937 г. // Военно–исторический журнал, №1,1993, с. 56.

[2] Великая отечественная война 1941 – 1945 годов: в 12 т. / под ред. С. Г. Шойгу и др.. М.: Кучково поле. Т. 1. С. 204.

[3] “Военная литература”: militara.lib.ru.

[4] Карпов В.В. Маршал Жуков, его соратники и противники в годы войны и мира. Книга I // Роман-газета, 1991. “В ряде случаев демагоги подняли головы и пытались терроризовать требовательных командиров…”

[5] https://ru.wikisource.org/wiki/Приказ_НКО_СССР_от_16.05.1940_№_120