Kim Yo Jong, Kore İşçi Partisi Merkez Komite 1. Bölüm Yardımcı Yöneticisi Tarafından Yapılan Basın Açıklaması

Pyongyang, July 10 (KCNA) — Kim Yo Jong, Kore İşçi Partisi Merkez Komite 1. Bölüm Yardımcı Yöneticisi, Cuma günü aşağıdaki basın açıklamasını yayınladı:

Bugünlerde haberler aracılığıyla Amerikalılar tarafından KDHC ile ilgili tuhaf bir dizi sinyal gönderildiğini duyuyorum.

KDHC-ABD zirvesi görüşmelerinin gerçekleşmesi ihtimali hakkında sinyaller gönderme zahmetinde bulunan Amerikalıların yaklaşımındaki değişiklikle ilgili televizyondaki haberleri izleyerek kahvaltı saatini geçirmek, benim için yeteri kadar iyiydi.

Yine de benim kişisel görüşüm hala, KDHC-ABD zirvesi görüşmeleri gibi şeylerin bu yıl gerçekleşmesinin şaibeli olduğu yönünde.

Ama ben hala sorguluyorum.

Çünkü, baştaki iki liderin de muhakemelerine ve kararlarına bağlı olarak sürpriz bir şeyin yaşanması mümkün.

Ama net olan, eğer KDHC-ABD zirve görüşmeleri, birilerinin ABD tarafı için ihtiyaç duyulduğunu söylediği şekilde ihtiyaç duyulan bir şeyse; KDHC tarafından bunun, bizim için işlevsel olmadığı ve bize hiçbir yararı olmadığının değerlendirilmesi ve bu yönde açıklama yapılması gerekir.

KDHC-ABD zirve görüşmesinin olduğunu varsayıyorum. Ama bu durumda sorun, baştaki liderler arasındaki kişisel ilişkilerden güvence elde eden ABD’nin zaman kazanarak, sadece önderliğimizle diyalog vesilesiyle nefes alma fırsatı elde etmesidir. Ama bizim ABD ile yapılacak uzlaşma üzerinden elde edeceğimiz hiçbir şey yok ve bizim bu konuyla ilgili herhangi bir beklentimiz de yok.

KDCH ile ABD arasında ciddi karşıtlıklar ve çözülemez anlaşmazlıklar bulunuyor. Bu koşullar altında, KDHC-ABD zirve görüşmelerine bu yıl ve sonrasında da ihtiyaç olmadığı; bunun, ABD duruşunda kararlı bir değişiklik göstermediği sürece bizim için faydalı olmayacağı görüşündeyim.

Dahası, ABD ne kadar çok isterse istesin, zirve görüşmeleri ile ilgili bu yıl için yapılan bir teklifi, böyle bir ihtimalden konuşmanın ötesinde, kabul etmememiz gerektiğini düşünüyorum.

Düşüncemin altındaki üç sebep şu şekilde özetlenebilir: Birincisi, zirve görüşmelerine ihtiyaç varsa bu ihtiyaç sadece ABD için mevcuttur ve zirve görüşmeleri bizim için kazançlı olmayacaktır. İkinci olarak, yeni bir tehdit yaratmaya bile cesareti olmayan ABD’nin karşısında oturuyor olsak bile sadece zaman kaybetmiş olacağız ve bu sadece, baştaki liderler arasında korunan özel ilişkiye zarar verme riski taşıyan bir hamle olur. Üçüncüsü, böyle bir teklif, insan müsveddesi Bolton tarafından önceden haber edildiği için kabul edilmemelidir.

ABD’nin şu an gerçekten ihtiyacı olan şey ne bir zirve görüşmesi ne de görüşmenin sonuçları. ABD’nin amacı, bizi yatıştırarak ve bağlayarak zaman kazanmak; böylece baştaki liderler arasındaki dostane ilişkilerden faydalanarak ülkenin KDHC ile ilişkilerinde yaşanabilecek siyasi felaketleri önlemek.

Zirve görüşmelerinin şimdi yapıldığını varsayarsak, bunun sadece birilerinin kibrinden doğan sıkıcı bir böbürlenme olarak kullanılacağı çok bariz.

ABD, kendisine henüz gelmeyen Noel hediyesinin başkanlık seçimlerinin arifesinde gelmesi konusunda endişeleniyor olabilir.

ABD’nin böyle belalı bir sorunla karşılaşması ve acı ve sefalet çekmesi ihtimalinin gerçekleşip gerçekleşmemesinin, tamamen onun uslu durmasına bağlı olduğu düşüncesindeyim.

Eğer ABD sıkıntıdan, istediği zaman orada burada art niyetli sözler sarf ederse ve bize karşı ekonomik baskı veya askeri tehditler gibi işe yaramaz şeylere tutunursa, neler yaşanacağını oturup görmemiz gerekir.

ABD’nin bu yöndeki eylemleriyle ilgili herhangi bir bilgim yok; ama benim için açıktır ki önderliğimiz, ABD’nin bize yönelik çeşitli biçimlerdeki tehlikeli ve tehditkar konuşmalarına ve hareketlerine seyirci kalmayacaktır.

Ancak, ABD’nin şu an korktuğu gibi hiçbir şeyin yaşanmadığı gerçeği; bana, Yoldaş Başkanımız ile ABD Başkanı arasındaki eşsiz dostane ilişkilerin son derece büyük sonuçlar verdiğini düşündürüyor.

Eğer ABD bu süreçte, endişeden ve tedirginlikten dolayı pervasızca, bizim güçlü tepki göstermemize sebebiyet verecek tehlikeli bir harekette bulunursa; bu uyuyan bir kaplanı uyandırmaya eşdeğer olacaktır ve sonuçlar hiç de ilginç olmayacaktır.

ABD’nin, çalışma seviyesi uzlaşmalarının ve zirve görüşmelerinin kapısını bugünlerde çalmasının ardında yatan gerçek gayesiine ilişkin doğru bir kavrayışımız olmalı.

ABD, kapıyı diyaloğa açık tutarak ve bizi sakinleştirerek sadece zaman kazanmak istiyor.

Ayrıca, ABD’nin en azından Hanoi uzlaşma koşullarına dönmek gibi kara bir planı olabileceğini hissediyorum.

Şu aşamada, 2019’un başlarına bakarsak ABD’nin yasakları kısmen kaldırması ile üste çıkarak, önce nükleer dayanağımızı etkisiz kılma ve uzun vadeli nükleer programımızı karıştırma fırsatı vardı.

Pazarlığın koşulları lehimize olmadığı halde, yasaklar zincirini kırmak ve halkımızın yaşam koşullarını mümkün olan en kısa sürede iyileştirmek adına, tüm risklere rağmen büyük girişimlerde bulunduğumuz bir zamandı.

KDHC-ABD zirve görüşmeleri 30 Haziran 2019’da Panmunjom’da yapıldığında, Kuzey Kore’nin parlak ekonomik geleceğinden, ekonomik yardımdan ahkam keserek önkoşul olarak yapılanın da ötesinde nükleerden arındırma tedbirleri alınmasını talep eden ABD Başkanına, Yoldaş Başkan net tutumunu açıkladı; göz alıcı dönüşüm ve hızlı ekonomik varsıllık hayallerimizi gerçekleştirmek umuduyla yasakların kaldırılması hakkında kesin olmayan iddialar uğruna, sistemimizden, halkımızın güvenliğinden ve geleceğinden vazgeçmeyeceğimizi bildirdi. Yoldaş Başkan ayrıca bize ABD tarafından yapılan zulmün ABD’ye karşı nefrete dönüştüğünü, bu nefretin de bizi ABD öncülüğünde yapılan ısrarcı yasaklar ablukasını yıkmaya ve kendi emeklerimizle kendi tarzımızda yaşamaya sevk edeceğini açıkça belirtti.

Bu noktadan itibaren yasakların kaldırılması konusunu, ABD ile uzlaşma gündeminden tamamen çıkardık.

KDHC-ABD uzlaşmalarının önceki ana başlığı olan “nükleerden arındırma tedbirlerine karşı yasakların kaldırılması” konusunun, “düşmanca tutumların geri çekilmesine karşı KDHC-ABD uzlaşmalarına devam edilmesi” şeklinde değiştirilerek formüle edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Biz tüm bu yasaklara rağmen yaşama becerisine sahibiz, o yüzden bizim ABD tarafından yönlendirilmek için herhangi bir sebebimiz yok.

Umarım ABD şu aşamada, Hanoi zirve görüşmelerinde uzlaşma masasına getirilen; yasakların kısmen kaldırılması karşılığında büyük ölçekli nükleer tesislerin, nükleer gelişmemizin merkez siniri Nyongbyon’daki bulunanlar gibi, kalıcı bir şekilde tasfiye edilmesi benzeri pazarlıkları yeniden yapmaya çalışmak benzeri boş hayaller beslemiyordur.

Yoldaş Başkanımızın Başkan Trump’a yönelik kişisel hisleri, şüphesiz iyi ve sağlamdır; fakat hükümetimiz ABD’ye yönelik taktiklerini ve nükleer programını, ABD Başkanı ile ilişkilere göre belirlememelidir.

Başkan Trump’la ve onun halefi olacak ABD yönetimi ile; bunun ötesinde ABD ile baş etmek zorundayız.

ABD’nin yüksek mevkili yetkililerinin yakın zamandaki açıklamaları bile, bize Başkan Trump’la ilişkilerden bağımsız olarak, gelecekte neler yapmamız gerektiğini göstermektedir.

ABD Devlet Bakanlığı diyalog niyetini dile getirdi, hatta Başkan Trump bile bizim önderliğimiz ile kurdukları iyi ilişkilerden sürekli bahsederek KDHC-ABD zirve görüşmeleri ihtimalinin sinyalini verdi. Ama ABD Savunma Bakanı, bir kez daha “CVID” kelimesini kullandı ve ülkemi “haydut devlet” diye yaftalayarak düşmanca açıklamalar yapmaktan geri durmadı.

Başkan Trump ile astları arasındaki iletişimsizliğin, bilinçli bir entrika mı yoksa Başkan’ın güç kaybının bir sonucu mu olduğu hakkında yorum yapmaktan çekiniyorum.

KDHC ile ABD’nin başındaki liderler arasındaki ilişkiler ne kadar iyi olursa olsun, ABD’nin bunu bozması ve bize karşı düşmanca bir tavır alması kaçınılmaz.

Tetikte beklememizin ve tek bir hata yapılmasına bile müsaade etmememizin, sadece Başkan Trump ile kişisel ilişki kurulmasına meyilli olmamızın zamanı geldi de geçiyor.

Yakın zamanda ABD, KDHC’ye yönelik yasaklara ilişkin Başkanlık Kararnamesinin süresini bir yıl daha uzattı, ülkemizdeki “insan haklarının durumundan” rahatsızlık duyduğunu belirtti; KDHC ile ABD arasındaki ilişkilerin iyileştirilmesinden önce “insan hakları sorununun çözülmesi gerektiği” hakkında yaygara kopardı. ABD ayrıca “insan kaçakçılığında” ve “terörizmin fonlanmasında en kötü ülke” olarak ülkemizi listeye yeniden alacak kadar ileri gitti. Her olayda ve durumda böylesi hedefli provokasyonlar bile tek başına, ABD’nin KDHC’ye karşı yürüttüğü düşmanca siyaseti hiçbir koşul altında geri çekmeyeceğini göstermeye yeter.

ABD mevcut başkanlık seçimi “krizini” atlatsa bile; artık ABD’nin KDHC’ye karşı kökleşmiş olumsuzlamaları hastalık haline geldiğinden, ABD’nin KDHC’ye yönelik sona ermeyen düşmanca eylemlerine karşı bekleyişte olmalıyız. ABD Başkanı ile kurulan kişisel ilişkileri değerlendirmek yerine, ABD’nin KDHC’ye karşı ilerleyen günlerde de devam edecek düşmanca hareketleriyle baş etme kapasitemizi güçlendirmek için daha çok uğraşmamız gerektiğini düşünüyorum.

ABD’den gelen uzun vadeli tehditleri kontrol altına almak ve bu tehditlerle baş etmek ve bu koşullar altında ulusal çıkarlarımızı ve egemenliğimizi korumak için uzun vadeli bir plan oluşturmamız gerekiyor. Pratik kapasitemizi güçlendirmeliyiz ve istikrarlı bir şekilde artırmalıyız.

ABD’nin KDHC-ABD nükleerden arındırma uzlaşmalarını devam ettirme teşebbüsü, zaman sıkışıklığı baskısıyla devam ediyor; fakat bu bizim açımızdan ne istediğimiz ne de zaman baskısı duyduğumuz bir konu.

Şu an, uzlaşma masası üzerinden bizden neyi daha fazla ve nasıl koparabileceğini düşünerek kafayı takan ABD’nin karşısına oturmamız için hiçbir gereklilik yok; bence bu konu hakkında karar, ABD’nin tutumunda büyük değişiklikler yapıldığı zaman verilmeli.

ABD’nin bizi nükleerden arındırmak için kafa patlatmak yerine ,elimizdeki nükleer silahların ABD’ye karşı tehdit oluşturmaması için kafa patlatması, ABD açısından daha kolay ve daha avantajlı olur.

Yoldaş Başkan’ın da Başkan Trump’a açıkça belirttiği gibi, ABD’ye karşı tehdit oluşturmak konusunda en ufak bir niyetimiz yok.

Eğer bizi rahat bırakırlarsa ve provoke etmezlerse her şey sorunsuz devam eder.

Açıkça belirtmek isteriz ki bu, nükleerden arındırılmanın mümkün olmadığı anlamına gelmiyor. Ama ifade etmek istediğimiz, bunun bu aşamada mümkün olmadığıdır. Kore yarımadasının nükleerden arındırılmasının, sadece karşı tarafça esaslı değişiklikler yapıldığında; yani bizim hareketlerimizle paralel olarak eş zamanlı ve geri döndürülemez esaslı adımlar atıldığında gerçekleşebileceğini ABD’ye hatırlatmak isterim.

Net bir şekilde belirtmem gerekiyor ki, karşı tarafça esaslı değişikliklerden söz ettiğimizde yasakların kaldırılmasından bahsetmiyoruz.

Şahsen, Güney Kore’yi geçtim, Amerikalılara yönelik böyle bir açıklama yazmayı istememiştim.

Son olarak, birkaç gün önce televizyonda izlediğim ABD’nin Bağımsızlığı kutlamalarına dair izlenimlerimi aktarmak isterim.

Yoldaş Başkan, gelecek Bağımsızlık Günü kutlamalarının DVD’lerine, eğer mümkünse kesinlikle ulaşabilmem için bana kişisel izin verdi.

Yoldaş Başkan, Başkan Trump’a işlerinde büyük başarılar elde edeceği yönündeki temennilerini iletmemi istedi.

Çeviri: Duygu Becerik