Sovyet bilim insanları on yıllarca kendi halkını bir ağa bağlamak için çabaladı. Onları çıkmaza sokan şey ise şu anda küresel interneti parçalıyor.

Benjamin Peters; Tulsa Üniversitesinde iletişim alanında yardımcı docent ve Yale Hukuk Fakültesinde Bilgi Toplumu Projesi üyesidir. Son kitabı ‘How not to Network a Nation: The Uneasy History of the Soviet Internet’ – (Bir halkı ağa bağlayamamak: Sovyet İnterneti’nin Zorlu Tarihi) – (2016). Kitaptan bir bölümü burada okuyabilirsiniz.

1 Ekim 1970 sabahında, bilgisayar mühendisi Victor Glushkov, Politburo ile görüşmek üzere Kremlin’e girdi. Siyah gözlüklerinin altında delici bakışları olan atik bir adamdı, böylesine bir zekaya bir problem verildiğinde benzer tüm problemleri çözebilecek bir yöntem ile gelebilirdi. Tam da o sırada Sovyetler Birliği’nin ciddi bir problemi vardı. Bir sene önce, ABD (Amerika Birleşik Devletleri), zaman içerisinde şu an bildiğimiz interneti yeşertecek olan paket anahtarlamalı dağıtılmış bilgisayar ağı (packet-switching distributed computer network) ARPANET’i (Gelişmiş Araştırma Projeleri Dairesi Ağı) başlattı. Bu dağıtılmış bilgisayar ağı temelde, nükleer saldırı durumunda bile bilim insanları ve hükümet yetkililerinin bilgisayarlarının iletişim kurabilmesi ve bu sayede ABD’yi Sovyetlerden daha ileri konuma getirmesi için tasarlanmıştı. Bu, teknolojik yarışın en üst noktasıydı ve Sovyetler’in karşılık vermesi gerekiyordu.

Glushkov’un amacı, elektronik sosyalizm çağını başlatmaktı. Bu müthiş derecede iddialı projenin adını ‘Ülke Çapında Otomasyon Sistemi’ (All-State Automated System) koydu. Bu projenin amacı, planlı ekonominin tamamının düzene sokulması ve teknolojik olarak iyileştirilmesiydi. Bu sistem, ekonomik kararları piyasa fiyatlarına göre değil, devlet planlarına göre almaya devam edecek, ancak dengeleri gerçekleşmeden önce tahmin etmek amacıyla bilgisayar modellemesi ile hızlandırılmış olacaktı. Glushkov, daha akılcı ve hızlı bir karar alma süreci ve hatta belki de bir elektronik para birimi istedi. Onun ihtiyacı olan tek şey Politburo’nun cüzdanıydı. 

Ancak Glushkov, o sabah oyuklu odaya girdiğinde, uzun masadaki iki boş sandalyeyi fark etti: en güçlü iki müttefiki orada değildi. Bunun yerine, birçoğu Politbüro’nun cüzdanını ve desteğini kendilerine isteyen hırslı, sert bakışlı bakanlarla karşılaştı.

1959 ve 1989 arasında, önde gelen Sovyet bilim ve devlet insanları, geniş ölçüde toplum yanlısı amaçlarla bir ulusal bilgisayar ağı inşa etmek için tekrar tekrar girişimde bulundular. İkinci Dünya Savaşı’nın derin yaralarının iyileşmesine henüz daha çok vakit varken, Sovyetler Birliği, okuma yazma dahi bilmeyen dağınık çarist köylülerden oluşan halkını birkaç kuşak içerisinde küresel bir nükleer güce döüştürecek olan devasa modernizasyon projelerinde uzmanlaşmaya devam etti.

Sovyetler Birliği lideri Nikita Kruşçev, 1956’da Stalin’in kişi kültünü reddettikten sonra, bir olasılık duygusu ülkeyi süpürdü. Bu sahneye, ulusal ekonomiyi ağlarla donatmak için bir dizi sosyalist proje girdi, aralarında dünyanın neresinde olursa olsun, siviller için ulusal bir bilgisayar ağı oluşturmak konusunda dünyadaki ilk öneri de bulunuyordu. Bu fikir, askeri araştırmacı Anatoly Ivanovich Kitov’un zekasının ürünüydü.

Minyon yapılı ve matematik için keskin bir zihne sahip genç bir adam olan Kitov, İkinci Dünya Savaşı’nda Kızıl Ordu saflarında yükselmişti. Daha sonra 1952’de gizli bir askeri kütüphanede Norbert Wiener’in başyapıtı olan Sibernetik (Cybernetics) (1948) ile karşılaştı, kitabın başlığı  savaş sonrası kendi kendini yöneten bilgi sistemleri bilimi için Yunancadan uydurulan ve ‘dümenci’ anlamına gelen yeni bir terimdi. İki üst düzey bilim insanının desteğiyle Kitov, sibernetiği, bilgisayarlarla kendi kendini yöneten kontrol ve iletişim sistemleri geliştirmek için sağlam Rus-dili yaklaşımlarına çevirdi. Sibernetiğin esnek sistemli kelime dağarcığı, Sovyet devletini Stalin’in güçlü devletini karakterize eden şiddet ve kişi kültünün panzehiri olan rasyonel Marksist yönetişim için yüksek teknoloji ürünü bir araç kiti ile donatmak amacıyla tasarlanmıştı. Aslında sibernetik, bir daha asla başka bir diktatör olmayacağından emin olmaya yardımcı olabilirdi, ya da teknokratik rüya bu şekildeydi.

1959’da, gizli bir askeri bilgisayar araştırma merkezinin yöneticisi olarak Kitov, dikkatini Sovyet sosyalist projesini tehdit eden en inatçı bilgi koordinasyonu sorunu olan ulusal ekonomiyi daha iyi planlamak için ‘sınırsız miktarda güvenilir hesaplama işleme gücü’ne adamaya yöneltti. (Örneğin, 1962’de, 1959 yılı nüfus sayımında el ile yapılan bir hesaplama hatasının nüfus tahminini 4 milyon kişi kadar etkilediği keşfedilmişti.) Kitov, düşüncelerini Kruşçev’e gönderdiği ‘Kırmızı Kitap mektubu’nda yazdı. “Sivil örgütlerin”, çoğu askerin uyuduğu gece saatlerinde ekonomik planlama için işleyen askeri bilgisayar “komplekslerini” kullanmasına izin vermeyi önerdi. Burada, ekonomik planlamacıların, gerçek zamanlı olarak nüfus sayımı sorunlarını düzeltmek için, ordunun hesaplama işlerinden artakalan zamanda yararlanabileceğini ve gerektiğinde ekonomik planı her gece düzenleyebileceğini düşündü. Bu askeri-sivil ulusal bilgisayar ağına ‘Ekonominin Otomatize Edilmiş Yönetim Sistemi’ adını verdi.

Bunlar olurken, Kitov’un askeri amirleri Kruşçev’e ulaşmadan önce Kırmızı Kitap mektubunu ele geçirdi. Kızıl Ordu’nun sivil ekonomik planlamacılarla – Kitov’un zamanın gerisinde kaldığı şeklinde tanımlamaya cesaret ettiği – kaynakları paylaşma önerisine öfkelendiler. Kitov’un  derhal bir yıl boyunca Komünist Parti üyeliğinden çıkarılması ve ordudan kalıcı olarak görevden alınması için ihlalalerini inceleyecek gizli bir askeri mahkeme düzenlendi. Böylece şimdiye kadar önerilen ilk ulusal kamu bilgisayar ağı sona erdi.

Ancak bu fikir hayatta kaldı. 1960’ların başında, başka bir bilim adamı; yıllar sonra çocuklarını evlendirecek kadar çok yakınlaşacağı Viktor Mikhailovich Glushkov, Kitov’un teklifini sürdürdü.

Glushkov’un planının tam başlığı – Ulusal Ekonominin Muhasebesi, Planlaması ve Yönetişimi için Bilgi Toplama ve İşleme Amaçlı Ülke Çapında Otomasyon Sistemi, SSCB – kendisi ve destansı hedefleri hakkında bize yeterince bilgi vermektedir. İlk olarak 1962’de teklif edilen Ülke Çapında Otomasyon Sistemi’nin (veya OGAS), önceden varolan ve yeni telefon telleri üzerine kurulmuş gerçek zamanlı, uzaktan erişimli bir ulusal bilgisayar ağı haline gelmesi planlanmıştı. En iddialı versiyonunda, Avrasya kıtasının büyük bir kısmına, planlı ekonomideki her fabrikaya ve işletmeye bir sinir sistemi görünümünde yayılacaktı. Ağ, devletin ve ekonominin üç seviyeli piramit yapısı gibi hiyerarşik olarak modellenmişti: Moskova’daki bir merkezi bilgisayar merkezi, önde gelen şehirlerdeki 200 kadar orta seviye bilgisayar merkezine bağlanacak ve bu da sonunda ülke ekonomisindeki kilit üretim alanlarına dağıtılmış 20.000 kadar bilgisayar terminali ile bağlantı kuracaktır.

Viktor Mikhalioviç Glushkov, 1979’da. Fotoğraf Sputnik Görselleri’ne aittir.

Glushkov’un büyük iş-yaşam taahhütleriyle uyumlu olarak, ağ planları kasıtlı bir şekilde merkezi olmayan bir tasarımı yansıtıyordu. Bu, Moskova’nın hangi yetkileri kimin alacağını belirleyebileceği gibi, herhangi bir yetkili kullanıcının da ana düğümden doğrudan izin almadan piramit ağındaki herhangi bir kullanıcıyla iletişim kurabileceği anlamına geliyordu. Glushkov, kariyerinin büyük bölümünü eviyle başkentin merkezi arasında feribot ile gidip gelirken ilgili matematiksel problemler üzerinde çalışarak geçirdiği için, ağ tasarımlarında yerel bilgileri kullanmanın avantajlarını çok iyi anladı (şaka olarak Kiev-Moskova trenini ‘ikinci evi’ olarak adlandırırdı).

OGAS projesi, birçok devlet yetkilisine ve ekonomi planlayıcısına, özellikle 1960’ların sonlarında, eski bir muammaya bir sonraki en iyi yanıt olarak göründü: Sovyetler, komünizmin geleceğin yolu olduğu konusunda anlaşmıştı, ancak Marx ve Engels’ten beri kimse oraya en iyi şekilde nasıl gidilebileceğini bilmiyordu. Glushkov’a göre, ağa bağlı bilgisayar, ülkeyi yazar Francis Spufford’un daha sonradan ‘kızıl bolluk’ (red plenty) olarak adlandırdığı bir çağa doğru yönlendirebilirdi. Merkezi planlı ekonominin miskin özlü can damarı – kotalar, planlar ve bilek büken endüstri standartları külliyatları – onun vasıtası ile olağanüstü elektrik hızında hareket ederek ulusun nöral sinyallerine dönüşecekti. Proje, “elektronik sosyalizm”i müjdelemekten daha azını ifade etmiyordu.

Bu tür hırslar, eski düşünce biçimlerini çöpe atmak isteyen parlak zekalı, kararlı insanlar gerektirir. 1960’larda, bu insanlar – Strugatsky kardeşlerin geceleri bilim kurgularını yazdıkları ve gündüz fizikçi olarak çalıştıkları yerin birkaç blok ötesinde – Kiev’de bulunabiliyordu. Orada, Kiev’in eteklerinde, Glushkov 1962’den başlayarak, 20 yıl boyunca Sibernetik Enstitüsü’nü yönetti. Enstitüsünü hırslı genç erkek ve kadınlarla doldurdu; araştırmacıların ortalama yaşı 25 civarındaydı. 1960’ların başında, Glushkov ve genç kadrosu kendilerini OGAS ve Sovyet devletinin hizmetindeki diğer sibernetik projelerini – sabit para birimini online hesap defterinde sanallaştırmak için bir elektronik makbuz sistemi gibi – geliştirmeye adadılar. Marx’ın paragraflarını hafızadan okuyarak Komünist Parti kuramcılarını küçümsediği bilinen Glushkov, inovasyonunu, parasız sosyalist bir geleceğin, Marksist kehanetine sadık bir şekilde yerine getirilmesi olarak nitelendirdi. Ne yazık ki Glushkov için, Sovyet e-para birimi fikri gereksiz kaygılara yol açtı ve 1962’de komite onayı almadı. Neyse ki, büyük ekonomik ağ projesi rafa kaldırılmadı.

Bahsi Geçen Sovyet Sibernetikçiler, ‘Görünmez Kalmayı İstemek Üzerine – En Azından Yetkililere Karşı ‘ gibi Alaylı Makaleler Yayınladılar.

Bahsi geçen sibernetikçiler, bir tür akıllı nöral ağı, Sovyet ekonomisi için kaygı verici bir sistemin hayalini kurdular. Bir bilgisayar ağı ve beyin arasındaki bu sibernetik analoji seçimi, Kiev’deki diğer bilgisayar teorisi yeniliklerine damgasını vurdu. Örneğin, Glushkov’un ekipleri  sözde von Neumann darboğazı (bir bilgisayardaki aktarılabilir veri miktarını sınırlayan) yerine, insan beynindeki birçok sinapsa eşzamanlı sinyal verilmesi ile modellenen ‘makro yöneltme işleme’yi önerdi. Sayısız ana işlem bilgisayarı projesine ek olarak; diğer teorik şemalar, insanların sadece programcıların bugün yaptığı gibi sözdizimsel olarak değil, bilgisayarlarla anlamsal olarak da iletişim kurmasını sağlayan otomat teorisi, kağıtsız ofis ve doğal dil programlamasını da içeriyordu. En iddialısı ise, Glushkov ve öğrencileri, Isaac Asimov veya Arthur C Clarke ile birlikte ‘zihin yükleme’ diyebileceğimiz bir kavram olan ‘bilgi ölümsüzlüğü’nü teorize ettiler. On yıllar sonra ölüm döşeğinde, Glushkov kederli eşini yankılı bir yansıma ile rahatlattı: “müsterih ol” diye seslendi ona. “Bir gün Dünyamızın ışığı takımyıldızları geçip gidecek ve her bir takımyıldızda genç olarak yeniden var olacağız. Böylece sonsuzlukta, ebediyete kadar birlikte olacağız!”

Mesai saatlerinden sonra, sibernetikçiler, açıkça meydan okuyanlara sınırlanan, havailik ve neşeli şakacılarla dolu bir komedi kulübüne girmekten keyif alıyorlardı. Kafayı dağıtmaya yaramanın ötesinde bir yer olmayan mesai sonrası kulübü, kendini aynı zamanda Moskova’nın yönetiminden bağımsız sanal bir ülke olarak görüyordu. 1960 yılında bir Yeni Yıl partisinde ‘Cybertonia’ grubunu vaftiz ettiler ve Kiev ve Lviv’de tatil dansları, sempozyumlar ve konferanslar gibi düzenli sosyal etkinlikler düzenlediler, hatta ‘Görünmez Kalmayı İstemek Üzerine – En Azından Yetkililere Karşı’ gibi alaylı makaleler yayınladılar. Grup, etkinlik davetiyeleri yerine, cinas dolu sahte pasaportlar, evlilik cüzdanları, bültenler, delikli kart para birimi ve hatta bir Cybertonia anayasası yayınladı. Sovyet (konsey) yönetişim yapısının bir parodisinde, Cybertonia bir robotlar konseyi tarafından yönetiliyordu ve bu konseyin başında maskotu ve yüce lideri olan, saksafon çalan bir robot – ABD’nin cazın kültürel ithaline bir gönderme:

Glushkov da eğlenceye katıldı: resmi unvanı Ukrayna Bilimler Akademisi başkan yardımcısı olmasına rağmen, yaşam öyküsüne Yetkililere Rağmen adını verdi. Fred Turner’ın lügatında hesaba katılması gerekenler ve diğer karşı güçler olarak anlaşılan karşı-kültür, uzun zamandır siber kültürün yakını olmuştur.

Ancak, tüm bunlar, özellikle Glushkov’un OGAS projesi, para – çok para gerektiriyordu. Bu Politbüro’yu onlara bu parayı vermeye ikna etmek gerektiği anlamına geliyordu. Ve böylece Glushkov, Cybertonia’nın çalışmalarına devam etmeyi ve  yatalak Sovyet devletine interneti getirmeyi umarak 1 Ekim 1970’de kendini Kremlin’de  buldu.

Bir adam Glushkov’un yolunda durdu: maliye bakanı Vasily Garbuzov. Garbuzov, devlet ekonomisini yöneten veya bilgilendiren parlak, gerçek zamanlı optimize edilmiş bilgisayar ağları istemiyordu. Bunun yerine, son zamanlarda Minsk’e yaptığı ziyarette gördüğü gibi, tavuk kümeslerinde yumurta üretiminin verimini arttıracak ışıklar yakacak ve müzik çalacak olan basit bilgisayarlar istedi. Elbette onun bu motivasyonu ortak akıl pragmatizminden gelmiyordu. Fonu kendi bakanlığı için istiyordu. Aslında, söylentiye göre; ekonomik reform taraftarı başbakan Alexei Kosygin’e 1 Ekim toplantısından önce özel olarak gitmiş ve eğer ona rakip olan bakanlık, Merkezi İstatistik Yönetimi, OGAS projesi üzerinde kontrolü elinde tutuyorsa, Garbuzov ve onun Maliye Bakanlığı, beş yıl önce Kosygin’in azar azar liberalleşme reformlarına yaptığı gibi, getirmesi muhtemel herhangi bir reform çabasını içeride hasıraltı edeceğine dair tehdit etti.

Glushkov, Garbuzov’la yüzleşmek ve Sovyet internetini canlı tutmak için müttefiklere ihtiyaç duyuyordu. Ancak toplantıda hiçbiri yoktu. O gün boş kalan iki sandalye başbakan ve teknokrat genel sekreter Leonid Brezhnev’di. Bunlar Sovyet devletindeki en güçlü iki adamdı ve OGAS’ın muhtemelen destekçileriydi. Ancak, görünüşe göre, bir bakanlık isyanı ile yüzleşmektense orada bulunmamayı seçtiler.

İlk küresel bilgisayar ağı, rekabetçi kapitalistler gibi davranan sosyalistler değil, iş birliği içindeki sosyalistler gibi davranan kapitalistler sayesinde ortaya çıktı.

Garbuzov, Politburo’yu, planlı ekonomideki bilgi akışını en uygun şekilde modelleme ve yönetme konusundaki iddialı planları ile, OGAS projesinin ne kadar çok o kadar yakın olacağına başarılı bir şekilde ikna etti. Komite, neredeyse tam zıttına gittikten sonra, Garbuzov’u desteklemenin daha güvenli olduğunu düşündü – ve hala çok gizli olan- OGAS projesi, başka bir on yıl boyunca yeniden incelenme çıkmazında çürümeye bırakıldı.

OGAS’ı geri çeviren güçler, şaşırtıcı derecede gayri resmi kurumsal yanlış davranış biçimleri ile sonunda Sovyetler Birliği’ni çözenlere benziyor. Yıkıcı bakanlar, statüko eğilimli bürokratlar, asabi fabrika yöneticileri, kafası karışık işçiler ve hatta diğer ekonomi reformcuları, kurumsal çıkarları için OGAS projesine karşı çıktılar. Devlet finansmanı ve gözetimi olmadan, elektronik sosyalizmi başlatmaya yönelik olan ulusal ağ projesi 1970’lerde ve 80’lerde; izole edilmiş, birlikte çalışabilirliğin bulunmadığı fabrika yerel ağ kontrol sisteminin düzinelerce ve daha sonra yüzlerce olan yama işlerine dağıldı. Sovyet devleti, tasarımda çok katı veya tepeden inme olduğu için değil, pratikte çok kararsız ve zararlı olduğu için uluslarını birbirine bağlamakta başarısız oldu.

Burada bir ironi var. İlk küresel bilgisayar ağları, iyi düzenlenmiş devlet finansmanı ve işbirlikçi araştırma ortamları sayesinde ABD’de kök salmışken, SSCB’deki eş zamanlı (ve özellikle bağımsız) ulusal ağ çabaları, Sovyet yöneticileri arasındaki kontrolsüz rekabet ve kurumsal kavgalar nedeniyle sular altında kaldı. İlk küresel bilgisayar ağı, rekabetçi kapitalistler gibi davranan sosyalistler değil, işbirliği içindeki sosyalistler gibi davranan kapitalistler sayesinde ortaya çıktı.

Sovyet internetinin kaderinde, internetin geleceğine dair açık ve sürmekte olan bir uyarı görebiliriz. Bugün bilgi özgürlüğü, demokrasi ve ticareti geliştirmek için tek bir küresel ağ şebekesi olarak anlaşılan ‘internet’, ciddi bir düşüş içerisinde. Eğer prens ve AP Stil Kurulu ikna etmezse, şirketlerin ve devletlerin internet deneyimlerini ne sıklıkta depolamaya çalıştıklarını düşünün: her an her yerde bulunan bu uygulama, tarayıcılar için bir kamusal alandan ziyade kiracılar için duvar çekilmiş bir bahçedir. İçeriden bakan (Facebook ve Çin güvenlik duvarı gibi) çekim kuyuları, dışarıdan bağlanan (Aeon gibi) siteleri giderek daha fazla yutuyor. Bu sebeple de, Fransa, Hindistan, Rusya ve diğer ulusların yöneticileri, İnternet Tahsisli  Sayılar ve İsimler Kurumu’nu uluslararasılaştırmaya ve vatandaşları için yerel düzenlemeleri uygulamaya istekliler. Aslında, yüzlerce internet dışı ağ, şirketler ve ülkeler arasında onlarca yıldır faaliyet göstermektedir. Şüphesiz, bilgisayar ağlarının geleceği tek bir interneti değil birçok farklı online ekosistemi barındırıyor.

Başka bir deyişle, gelecek kuşkusuz geçmişe benzemektedir. 20. yüzyılda küresel statü için çırpınan çok sayıda ulusal bilgisayar ağı göze çarpmaktadır. Bir göz kırpması ile, ‘Sovyet nyetworking’ (Rusça’da ‘nyet’ sözü ‘hayır’ anlamına gelmektedir) diye adlandırabileceğimiz Soğuk Savaş draması,  veya hatta tarihçi Slava Gerovitch’in nefis başlığı ile ‘Sovyet InterNyet’, bilgisayar ağlarının karşılaştırmalı çalışmasını, bir çeşit internet -1.0 vaka çalışması ile doldurmaya yardımcı olmaktadır. Geçmişteki ve gelecekteki olası birçok ağın dengesi ölçüldüğünde, yalnızca tek bir küresel ağ şebekesinin olduğu algısı, olağandışıdır. İşbirliği içindeki kapitalistlerin rekabetçi sosyalistleri geride bıraktığı, bu hikayenin kalbindeki ironi olan Soğuk Savaşın, dünkü Sovyetler için iyi bitmediği göz önüne alındığında, belki de yarının internetinin çok daha iyi olacağından emin olmamalıyız.

Bir keresinde  antropolog ve filozof Bruno Latour , teknolojinin toplum tarafından sürekli hale getirildiği sözüyle latife yapmıştı, bu sözü ile sosyal değerlerin teknolojilerde gömülü olduğunu ifade etmek istemişti: örneğin, Google’ın PageRank algoritması  ‘demokratik’ olarak kabul edildi, çünkü,  diğer birçok faktörün yanısıra, bağlantıları (ve bağlantı sağlayan sitelerin linklerini) oy olarak sayıyor. Oy alan politikacılar gibi, en çok bağlantıya sahip sayfalar en üst sırada yer alır. Bugün internet, kısmen özgürlük, demokrasi ve ticaretin bir aracı gibi görünüyor çünkü, Soğuk Savaş’ın ardından Batılı değerlerin zafer kazanması gibi, kendini bizim popüler hayal gücümüzde sağlamlaştırdı. Sovyet internet hikayesi de Latour’un aforizmasını tersine çeviriyor: toplum teknolojiyi de değişken hale getirdi.

Diğer bir deyişle, toplumsal değerlerimiz değiştikçe, teknoloji hakkında bariz görünen şeyler de değişecektir. Sovyetler bir zamanlar, sibernetik kolektivizm, devletçi hiyerarşi ve planlı ekonomiler gibi, değerleri bize yabancı görünen ağlara değerler yerleştirdi: modern okuyucuların internete verdiği değerler de gelecekteki gözlemcilere garip gelecek. Ağ teknolojileri, onlar hakkında en sevdiğimiz sosyal varsayımlarımız tarihin çöp kutusuna girse bile, dayanacak ve evrim geçirecektir.

Glushkov’un hikayesi aynı zamanda, yatırımcı sınıflarına ve dahiyane, ileri görüşlü ve siyasi zekâsı dünyayı değiştirmek için yeterli olmayan diğer teknolojik değişimin öznelerine heyecan verici bir hatırlatmadır. Tüm bu farkı yaratan, genellikle, destek veren kurumlardır. Bu, Sovyet deneyiminin ve dijital verilerin yanında kişisel gizliliğin diğer sömürü biçimleri için sürekli olarak kazı yapan bir medya ortamının açık bir dersidir: bilgisayar ağlarının ve kültürlerinin yapımını el altından destekleyen kurumsal ağlar hem hayatidir, hem de tekil olmaktan uzaktır.

Bilgisayar ağı projeleri ve destekleyicileri, ağın daha parlak geleceklerini halka açık bir şekilde sürdürmeye devam ederken; özelleşmiş kurumsal güçler, kontrol edilmedikçe, hayatımızı özel hale getirmeyi taahhüt eden gözetim ağlarından sermaye sağlamaya devam edecektir. (Belki de mahremiyet, aslında, sadece bu yoksunluğa karşı korunmak için bireysel haklarımız ile değil, bilgi ile beslenen kurumların büyük çaptaki gücünün hayatlarımıza burnunu sokması ile de ilgilidir.) Bu Sovyet vakası, bize, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın yerel casusluk programının ve Microsoft’a ait Cloud’un, kurumsal kazançları için kişisel ve kamusal bilgileri özelleştirmeyi taahhüt eden, daha uzun 20. yüzyıl genel sekreterlik geleneğine katıldığını hatırlatıyor.

Başka bir deyişle, küresel internetin ilk önce rekabetçi sosyalistler değil, iş birliği içindeki kapitalistler sayesinde geliştirilmiş olduğu için çok fazla rahatlamamalıyız. Sovyet internetinin hikayesi, biz internet kullanıcılarının, internette ortaya çıkan özel çıkarların, işbirliği konusundaki isteksizliği ile sadece Sovyet elektonik sosyalizminin değil, günümüzdeği ağ çağının şu anki bölümünü sona erdirme tehdidini oluşturan büyük güçlerden herhangi bir şekilde daha iyi davranacağının hiçbir garantisi olmadığının bir hatırlatıcısıdır.

Çeviri: Gamze Becerik

Kaynak: https://aeon.co/essays/how-the-soviets-invented-the-internet-and-why-it-didnt-work?comments_open=true