1987 yılı başlarında burjuva liberalizmine karşı başlatılan kampanya, Zhao Ziyang’ın edilgen tavrı yüzünden sürdürülememişti. Mayıs ortalarında Zhao, reform ve dış dünyaya açılma politikasına karşı çıkan muhafazakar tutum ile burjuva liberalizmi şeklindeki diğer ideolojik eğilimin her ikisinin de eşit ölçüde tehlikeli olduğuna ilişkin hesapsız bir iddia ortaya atarak bunların her ikisine de eşit ölçüde karşı çıkılması gerektiğini belirten bir konuşma yapmıştı. Bu konuşmanın ardından liberalizme karşı yürütülen kampanyanın yönü deişmiş ve sonuç olarak burjuva liberalizmi şeklindeki ideolojik eğilimin gelişmesi yeni bir hız kazanmıştı. Zhao Ziyang, aynı zamanda parti inşasını, ileri bir sosyalist kültür ve ideolojinin inşası görevini ve politik-ideolojik çalışmaları geliştirmeyi de ciddi biçimde ihmal etmişti. Zhao, politik ideolojik çalışma alanıyla ilgili olarak bazı yeni ‘reformlar’ önererek, partinin ideolojik-politik çalışma yöntemleriyle ilgili bazı güzel gelenekleri ve etkili yöntemleri de küçümsemeye başlamıştı. Partinin çalışma tarzının ve toplumsal düzenin kötüleşmesi ve bazı parti kadroları arasında, özellikle çok az sayıdaki önde gelen kadrolar arasındaki cddi yozlaşmalar sorununun çözülmesi ya da engellenmesi için etkili tedbirlerin benimsenmesinde başarısız oldu.

Zhao Ziyang, Çin Halk Cumhuriyeti’nde üst düzey bir devlet adamıydı.

Bu dönemde genellikle halkın arasında yüksek olan parti prestiji azalma ve partinin mücadele gücü sendeleme yoluna girdi. Fiyat artışları ve ekonomik düzensizlik, halkta büyük şikayetlere neden oluyordu. Ekonomik problemlerin düzeltilmesi çalışmaları boyunca artan geçici zorluklar aynı zamanda yanlış anlamalara ve enişelere neden olup kitleleri huzursuz kılıyordu. Bu faktörler, burjuva liberalizmini destekleyen parti içindeki ve dışındaki bazı insanlar tarafından parti önderliğine karşı saldırmak için kullanılıyordu. Bu insanlar, politik sistemin reformdan geçirilmesi gereği bahanesiyle, politik görüşlerini yayınlayıp meşrulaştırmaya çalışıyor, Dört Büyük İlke’nin iptal edilmesini ve tümden batılılaşmayı savunuyor ve kapitalist bir ekonomik ve politik sistemin uygulanmasını talep ediyorlardı. Bu dönemde ülke dışındaki çeşitli karşıt güçler de kapitalizme barışçıl evrim stratejisini geliştirmek ve farklı kanallar aracılığıyla Çin’i etkilemek için ellerinden geleni yapmaktaydılar. Ayrıca Doğu Avrupa’nın bazı sosyalist ülkelerinde ‘demokratik sosyalizm’ yönündeki düşünce eğilimi iyice güç kazanmıştı. Çin’deki burjuva liberalizmi yanlısı güçler, teşvik edilmiş ve bazı büyük şehirlerde, özellikle pekin’de politik toplantılar düzenlemeye, bazı büyük kentlerde önde gelen devlet organlarına mektuplar ve dilekçeler yazılmaya başlanmıştı. Bir altüst oluş şekilleniyordu.

15 Nisan 1989’da Hu Yaobang, kalp rahatsızlığından öldü. Onun ölümü, kargaşanın kopmasını tetikleyen bir fitil olmuştu. Pekin’deki bazı yüksek öğrenim kurumlarında küçük bir parti ve sosyalizm karşıtı komplocu grup uzun bir süredir yer altında bir kargaşa planı hazırlayıp yönlendiriyorlardı. İnsanların kafalarını karıştırmak ve onları zehirlemek için Hu Yaobang’ın siyasi bir infazla öldüğü söylentilerini yaydılar. Cenaze etkinlikleri, hızla politik bir gösteriye dönüştü. Bir süre sonra bu söylenti her tarafa yayıldı. Parti başkanına ve devlet liderliğine, parti liderliğine ve sosyalist sisteme saldıran birçok poster ve sloganlar her yerde ortaya çıkmaya başladı. Hemen birkaç gün içinde ciddi olaylar oluşmaya başladı. ÇKP Merkez Komitesi ve Devlet Konseyi’nin çalıştığı binanın önünde kalabalıklar toplandı, Tiananmen alanı yasa dışı bir biçimde işgal edildi ve kitlesel sokak gösterileri düzenlendi. Aynı zamanda Xi’an, Changsha, Chengu ve diğer büyük kentlerde yağmalara dönüşen çatışmalar, saldırılar türünden ciddi suç hareketleri ortaya çıktı. Bu dönem boyunca, öğrenci huzursuzluğunu kullanan bozguncular, bir dizi programatik nitelikli politik talepler de ortaya attılar. Bu taleplerden ikisi özellikle önemliydi: Birincisi, Hu Yaobang’ın meziyetlerinin ve hatalarının yeniden değerlendirilerek, 1987’de onu görevinden alan Parti Merkez Komitesi kararının iptal edilmesi isteniyordu, incisi, burjuva liberalizmine karşı çıkma şekilndeki kampanyanın tamamen ortadan kaldırılmasını ve kampanya sırasında eleştirilen ve cezalandırılanların temize çıkarılmasını talep ediyorlardı. Böylece karışıklığın daha en başında ortaya konulan bu talepler, burjuva liberalizmi ile Dört Temel İlke arasında tam bir karşıtlık durumunun oluşmuş olduğunu ortaya koyuyordu.

Hu Yaobang, Çin Halk Cumhuriyeti’nin üst düzey bir yetkilisiydi. 1981’den 1987’ye kadar Çin Komünist Partisi’nin en üst ofisini, önce 1981’den 1982’ye Başkan, daha sonra 1982’den 1987’ye Genel Sekreter olarak katıldı.

Karşılaşılan bu ciddi durum karşısında o sırada Parti Merkez Komitesi genel sekreteri olan Zhao Ziyang, tipkı Hu Yaobang gibi, gelişen bu duruma ne karşı çıkabildi, ne de direndi. Zhao, gerçekte öğrencileri destekliyor ve onların gösterilerine hoşgörü ile yaklaşıyordu. 24 Nisan’da, durumu değerlendirmek için toplanan Parti Merkez Komitesi Politik Bürosu’nun Daimi Komite üyelerinin katıldığı konferansa Li Peng (Zhao Ziyang, bir gün önce bir ziyaret için Kore’ye gitmişti) başkanlık etti. Daimi Komite toplantısında ortaya konulan görüşler Çin’in Parti’ye ve sosyalizme karşı olan planlı, örgütlü bir politik ayaklanmayla karşı karşıya olduğuna inanıyordu. Konferans Parti Merkez Komitesi’nin sorumluluğu altında bu karışıklığı sona erdirmek için bir grup kurulmasına karar verdi. Aynı zamanda Halkın Günlüğü, bütün Parti ve ülkeye mücadelenin karakterini ve problemin özünü açıklayan bir başyazı yayınladı. 25 Nisan’da da Deng Xiaoping, Politik Büro Daimi Komitesi’nin kararını bü- tünüyle onaylayan ve destekleyen önemli bir konuşma yaptı.

Çin’in Mao’dan sonraki lideri Deng Xiaoping.

Deng, aynı zamanda mevcut huzursuzluğun özünü ortaya koyan bir analizle, gösterilerin sıradan bir öğrenci eylemi olmadığını, tam tersine sosyalist sisteme karşı çıkan ve partinin önder rolünü reddeden politik bir ayaklanma olduğunu saptayan bir çözümleme yaptı. 26 Nisan’da da Halkın Günlüğü gazetesi, “Kargaşaya Karşı Açık Tavır Almak Gerekir” başlıklı bir başyazı yayınladı. Yazıda, bir avuç insanın ‘Demokratik yasa sistemi yıkmak için demokrasi bayrağının arkasına gizlendikleri, amaçlarının ise halk içindeki birliği bozmak, ülkeyi karışıklık içine sokmak ve var olan istikrar ile birlik havasını ortadan kaldırmak olduğunu’ belirtiliyor:

“Bu, planlı bir komplo ve gerçek bir kargaşadır. Olayların özü Çin Komünist Partisi’nin önderliğine ve sos yalist sisteme temelden karşı olunmasında yatıyor. Bu durum, Parti ve ülkedeki bütün milliyetlerden halkın karşı karşıya oldukları ciddi bir siyasi mücadeledir.” Başyazıda ortaya çıkan kargaşanın özünün açık bir biçimde ortaya konmasından sonra kadroların ve öğrencilerin çoğunluğu olayların ciddiyetini ve gerçek özünü anlamaya başladılar. 4 Mayıs’tan sonra gösterilere katilan öğrencilerin %80’inden fazlası gösteri alanlarından ayrılıp okulların gittiler ve tüm ülkede durum hızla düzeldi. Bu sırada yurtdışı ziyaretinden dönüşünün hemen bir kaç gün sonrasında Zhao Ziyang, Deng’in konuşmasını ve Ç.K.P Merkez Komitesi Politik Bürosu ile Deng’in yaptığı konuşmaya dayanılarak yazılan Halkın Günlüğü başyazısındaki fikirle destekleyen eski tavrını birdenbire değiştirmişti. Bu konuşma ve yazıların öğrenci huzursuzluğunun karakterini hatalı bir biçimde değerlendirdiği fikrini ortaya attı ve yapılan bu hatanın düzeltilmesini talep etti. Onun bu hatalı önerisine, Merkez Komitesi Daimi Komitesi’nin diğer üyeleri tarafından itiraz edildi ve karşı çıkıldı. Zhao, diğer politbüro üyelerinin görüşlerini ısrarla görmezden gelerek, çeşitli ülkeler ve bölgelerden temsilcilerin katıldığı Asya Kalkınma Bankası’nın 4 Mayıs’taki toplantısında Merkez Komitesi kolektifinin belirlediği ilkeler ve tavırdan farklı olan kendi özel düşüncelerini dile getirdi. Karışıklık hali hazırda açıkça ortaya çıkmış olmasına karşın “Çin’de hiçbir büyük karışıklık olmayacak” şeklinde konuştu. Oysa eldeki bulgulara göre karışıklık Komünist Parti’nin önderliğini ve sosyalist sistemi reddediyordu. Zhao Ziyang ise bunu görmezden gelmekte ısrar ederek “Göstericilerin bizim temel sistemimize karşı çıkmakla hiçbir ilgileri yok” diyordu. Olgular bir avuç insanın öğrencilerin huzursuzluğunu kullanarak bir kargaşa kışkırtmaya çalıştıklarını kanıtlamasına karşın, Zhao yalnızca “Bazı insanların bu durumdan yararlanmaya çalışmaları önlenemez” diyordu. Zhao Ziyang, az sayıda insanın karışıklık yarattığı yönündeki Parti Merkez Komitesi’nin doğru tespitini bütünüyle reddederek bu davranışı ile kamuoyunda Parti Merkez Komitesi içinde farklılıklar olduğunun açığa çıkmasına yol açmıştı. Kargaşayı yönlendirenler, Zhao’nun bu konuşmasından esinlenerek enerjik biçimde faaliyetlerini yoğunlaştırdılar ve yatışma eğilimine giren karışıklığı yeniden kışkırtmaya koyuldular. 6 Mayıs’ta Zhao Ziyang, Merkez Komitesi’ne bağlı kamuoyu çalışmaları yapan birim ve ideolojik çalışmadan sorumlu yoldaşlarla yaptığı toplantıda: “Tedbirleri biraz gevşetmek ve basının gösterilere biraz daha fazla yer vermesi basının biraz daha şeffaflaşması anlamına gelecektir. Bunu yapmada bir risk yok” değerlendirmesi yapmıştı. Çok geçmeden medya, öğrenci gösterilerini ve kargaşayı desteklemeye ve kamuoyunu yanlış biçimde yönlendirmeye başladı. Başkentteki ve diğer büyük şehirlerdeki gösterilerin çapı giderek genişliyor, katılımcıların sayısı artıyordu. Karışıklığı kışkırtanlar, ikili bir politik yol benimsemişlerdi. Bir yandan, hükümet liderleri ile “diyalog” sürdürmeye istekli oldukları şeklinde bir tutum sergiliyorlar. bir yandan da açlık grevleri örgütlemeye çalışıyorlardı. 13 Mayıs’tan itibaren bazı öğrencileri Tianan- men Alanı’nda açlık grevi yapmaları için kışkırtmaya ve zorlamaya başladılar. Meydandaki öğrencileri kendi hazırladıkları komplonun gerçekleştirilmesi için bir tür “rehine” ya da “koz” olarak kullanıyorlardı. Öğrencilerin açlık grevi, basın yoluyla kamuoyunun yanlış yönlendirilmesinin de sonucu olarak toplumun bir bölümünde -değişik nedenlerden kaynaklı olarak- sempati yaratmıştı. Giderek daha fazla insan öğrencilere destek sunmaya ve bu sayılar on binleri ve yüz binleri bulmaya başladı. Bu arada Pekin’de üst düzeyde sürdürülen devlet düzeyindeki Çin-Sovyet görüşmelerine ciddi müdahaleler oldu ve bazı devlet işleri iptal edildi ya da ertelendi. 15 Mayıs’ta Sovyet Başkanı Gorbaçev Çin’i ziyarete gelmişti ve iki ülke ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyordu. Büyük kentlerdeki ve eyalet merkezlerindeki gösteriler, hızla yayılmaya başlamıştı. Hatta bazı küçük ve or- ta büyüklükteki kentlerde bile gösteriler ortaya çıkmıştı. Bu, Çin açısından daha önce görülmedik bir durumdu. Olayların tehlikeli bir hal alması üzerine Ç.K.P Merkez Komitesi Politik Bürosu’nun Daimi Komitesi, 16 Mayıs’ta durumu görüşmek üzere acil olarak yeniden toplandı. Üyelerin çoğunluğu, bu durum karşısında geri çekilmeye izin verilemeyeceğini düşünüyor, kararlı bir karşı saldırının başlatılmasını ve kargaşanın kontrol altına alınmasını istiyorlardı. Zhao Ziyang, çoğunluğa katılmadı ve geri adım atılması ve taviz verilmesi gerektiği konusunda israr etti. Ertesi gün gösterilere katılanlar, görülmedik bir ölçüde ve giderek artan bir şiddetle sosyalist rejimin bekçisi olarak ilan ettikleri Deng Xiaoping’i hedef alan saldırılar yöneltmeye başladılar. Aynı zamanda göstericilerin arasında ve Tiananmen Alanı’nda Zhao Ziyang’ı öven sloganlar atmaya başlamıştı. Durumun daha da kötüleşme- sini engellemek ve normal üretimin, iş yaşamının, haberleşmenin ve toplumsal düzenin sürdürülmesi bakımından Pekin’deki polis gücünün yetersiz olduğunu düşünen Ç.K.P Merkez Komitesi Politik Bürosu’nun Daimi Komitesi, 17 Mayıs’ta düzenlediği toplantıda Pekin’in bazı semtlerinde sıkıyönetim ilan edilmesi kararını aldı. 19 Mayıs akşamı Pekin’de bulunan Parti, hükümet ve askeri kurum- ların önde gelen kadrolarının katıldıkları bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda acil eylemin gerekli olduğu ve kargaşanın önlenmesi için etkin tedbirlerin alınmasi istendi. Zhao Ziyang, Ç.K.P Merkez Komitesi’nin kararına karşı çıktı ve konferansa katılmayı reddetti, böylece açıkça Parti ile farklılaşmış olduğunu ortaya koydu. Devlet Konseyi’nin kararı ile 20 Mayıs sabahı saat 10’dan itibaren Pekin’deki bazı semtlerde sıkıyönetim ilan edildi ve Tianmen alanının boşaltılması talebi yine- lendi. Kargaşayı örgütleyenler, hala Tiananmen Alanı’nı işgal altında tutmakta Israr ediyorlar ve kargaşanın yayılarak düzensizliğin artması için çaba harcıyorlardı. Sonunda Pekin’deki bu kalkışma, bir karşı-devrimci isyana dönüşmeye başlamıştı. Öğrenci gösterileri ve açlık grevinin gelişmesi süresince Parti ve hükümet, çok sabırlı ve hoşgörülü davranmış ve hiçbir şey yapmamıştı, aydınları demokratik yöntemlerle ikna etmeye çalışmıştı. Bunun yapılmasının diğer bir nedeni geniş halk kitlelerinin yönetimin demokratikleşme konusunda çizgisinden vazgeçti- ği biçiminde farklı bir algıya sahip olmaması ve halkta Parti politikalarına olan güvenin sarsılmaması idi. Ne var ki Çin atasözünde söylendiği gibi “Ağaçlar sakinliği tercih edebilir, ancak rüzgâr onların tercihlerini dikkate almayabilir.”

Students at a mass Beijing rally brandish a sign reading “Perestroika Glasnost” (Gorbachev’s key words for openness and restructuring) in China on May 17, 1989. – More than one million demonstrators took to the streets coinciding with the last day of Soviet premier Gorbachev’s program in Beijing. (Photo by Catherine HENRIETTE / AFP)

3 Haziran’da sıkıyönetim askeri birlikleri, planlandığı gibi başkentteki belirli yerlere konuşlanırken, illegal örgütlerin bazı elebaşları, insanları yollara barikatlar kurmaları ve askeri araçların ilerlemesini durdurmaları için kışkırttılar. Bazı araçları yaktılar ve bazı Halk Kurtuluş 0Ordusu er ve subaylarını öldürdüler, amaçları pasif savunma çizgisi uygulayan ve barışçı çağrılarda güvenlik güçlerini kışkırtmak ve çatışmaya yol açarak özellikle dış kamuoyunu etkilemekti. Ayrıca ertesi günün pazar günü olmasından yararlanarak daha fazla insanın sokaklara çıkmalarına önayak oldular. Bu noktadaki amaç ise hükümeti devirmek ve devlet iktidarını ele geçirmek için yığınsal bir tepki açığa çıkartmaktı. Bu kritik anda Ç.K.P Merkez Komitesi, Devlet Konseyi ve Ç.K.P Merkezi Askeri Komisyonu, ka- rarlı biçimde davranmak zorunda kaldı. 3 Haziran gecesi kent çevresinde mevzi- lenmiş sıkıyönetim askeri birliklerine karşı-devrimci ayaklanmanın bastırılması için güçlü bir şekilde harekete geçmeleri emri verildi. Birliklerin ilerlemesi ve yerlerini almaları sırasında çapulcu çeteler tarafindan onlara şiddetli saldırılar yapıldı. Birlikler zorunlu olarak kendilerini savunmak için silaha başvurdular. 4 Haziran sabah1, erlerin sabırlı ikna çalışmalarının sonrasında birkaç bin öğrenci barışçıl biçimde Tiananmen Alanı’ndan ayrıldılar ve alan yeniden boşaltılmış ol- du. Alan tekrar halkın kontrolüne girmiş ve birlikler kentte planlanan konumları- na yerleşmişti. Karşı-devrimci ayaklanma girişimi bastırılmıştı. Pekin’de durum hızla kontrol altına alındı, diğer büyük ve orta büyüklükteki kentlerde de düzen kısa sürede yeniden tesis edildi. Bu huzursuzluk ve karşıdevrimci isyanın olmasının gerisinde oldukça kapsamlı bir toplumsal ve tarihsel bir arka plan vardı. Deng Xiaoping’in de söylediği gibi: “Bu firtına, er ya da geç kopacakti. Uluslararası ve iç güncel ortamın belirlediği bu olayın ortaya çıkması bir anlamda kaçınılmazdı ve insan iradesinden bağımsızdı.”

Beijing residents holding placards written in english walk in procession on May 18, 1989 in support to student hunger strikers who entered the 6th day at Tiananmen Square during “Beijing Spring” movement. Placards read “Down with dictatorship !!!” and “To be or not to be”. A series of pro-democracy protests was sparked by the April 15 death of former communist party leader Hu Yaobang. In a show of force, 04 June, China leaders vented their fury and frustration on student dissidents and their pro-democracy supporters. Several hundred people have been killed and thousands wounded when soldiers moved on Tiananmen Square during a violent military crackdown ending six weeks of student demonstrations, known as the Beijing Spring movement. AFP PHOTO CATHERINE HENRIETTE (Photo by CATHERINE HENRIETTE / AFP)

Bu olaylarda uluslararası ortamın önemli bir rolü bulunuyordu. II. Dünya Sa- vaşı’ndan itibaren kapitalist dünya, savaş sonrası krizleri atlatarak kendini yeni- lemiş ve yeniden gelişmeye başlamıştı. Kapitalist dünyadaki yeni bilimsel ve tek- nolojik gelişmeler, özellikle üretimde hızlı bir gelişmeye neden olmuş, araştırma ve geliştirme sonuçları üretime daha hızlı uygulanabilir olmuştu. Bazı insanlar bu durumu kavrayamamış ve bazı kafalar karışmıştı, kapitalist sistemde hala varlığını sürdüren keskin uzlaşmaz çelişkilerin varlığını görmezden gelmeye başlamışlardı. Aynı zamanda bazı sosyalist ülkeler, ekonomik inşa ve toplumsal ilerleme ile ilgili olarak ciddi sorunlara neden olan hatalı kararlar almışlardı. Söz konusu bu ülkelerde sosyalist sistemin üstünlüğü tam anlamıyla ortaya koyulamamış ve tutarlı bir yol geliştirilememişti ve halk kitleleri arasında sosyalist toplumun imajı oldukça zedelenmişti. Böylelikle dünyada ve sosyalist ülkelerde “sosyalizm, kapitalizm kadar iyi değil” şeklinde bir düşünce kontrolsüz bir biçimde yayılmaya başlamıştı. Bazı Batılı ülkelerdeki politik güçler, (sosyalizmden kapitalizme) barışçıl evrim biçiminde bir stratejiyi benimsemiş, planlı bir biçimde kendi ideolojik ve politik görüşlerini değişik kanallar vasıtasıyla sosyalist ülkelerde yaymış, bu sosyalist ülkelerde bulunan her türden komünizm karşıtı partiyi ve sosyalizm karşıtı eylemleri sosyalizmin bu ülkelerdeki konumunu sarsmak ve sosyalizmin iktidarda olduğu ülkelerin sayısını azaltmak ve genişlemek için kullanmaya çalışmaktaydılar. Dünya genelindeki bu büyük tablonun aydınlar, genç öğrenciler ve Çin’in de aralarında bulunduğu sosyalist ülkelerdeki bazı komünist Partisi üyeleri üzerindeki etkilerinin hiç de küçümsenmemesi gerekirdi. Çin içinde ise burjuva liberalizmi eğilimi, Dörtlü Çete’nin devrilmesinden sonra ortaya çıkmaya başlamıştı. Bazı insanlar, körü körüne bir “demokrasi” ve Batılı kapitalist ülkelerdeki “özgürlüklere” hayranlık beslemeye başlamışlar, buna pa- ralel olarak sosyalizm ve Parti’nin önderliğini reddetmeye başlamışlardı. Bu eği- lim ilk kez 1979’un başlarından ortaya çıktığında Deng Xiaoping, “Dört Büyük İlkeye Bağlı Kalınmalıdır” başlıklı önemli konuşmasında bu olgulara kesin bir biçimde işaret etmiş, ve ardından ciddi bir görev olarak ruhsal kirlenme ve burjuva liberalizmine karşı çıkma çalışmasının geliştirilmesini önermişti. Ancak burjuva liberalizmine karşı mücadele politikası, daha sonraki yıllarda kararlı bir biçim- de sürdürülemedi. Zhao Ziyang’in Merkez Komitesi’nde Hu Yaobang’ın yerini almasından sonra burjuva liberalizmi eğilimi artık kontrol edilmez hale gelmişti. Tam tersine, sürekli olarak ve büyük bir hızla gelişmesine izin verildi. Burjuva liberalizmini savunma tutumlarını israrla sürdüren ve politik komplocu etkinlik- lere giren bazı kemikleşmiş muhalifler, ortaya çıkan kargaşa ile isyanın asıl kış- kırtıcıları ve örgütleyicisi oldular. Burjuva liberalizmine göz yuman ve aymazlık gösteren Zhao Ziyang, Parti içinde kargaşayı destekleyenlerin temsilcisi haline geldi. Kargaşa ve karşı-devrimci ayaklanmanın bastırılmasında elde edilen zafer, sosyalist konumumuzu ve 10 yıldır sürdürülen reform ve dış dünyaya açılma politi- kamızı pekiştirmişti. Olay, parti ve halk için paha biçilemez dersler ve deneyimler sağlamıştı.

Çin Komünist Partisi – Parti Tarihi Araştırmaları Enstitüsü